Pages

28 Aralık 2009 Pazartesi

Cameron günah çıkarıyor : Avatar

Bir süredir holivutta tuhaf bir tarz dikkatimi çekiyor. Yaşlanan yönetmen günah çıkarmaya girişir oldu.

Çok pahalı holivut oyuncakçısı James Cameron Titanic’i 1997 de 200 milyon dolara batırıp , sümüklü gözyaşlarımızla kağıt mendil şirketlerini ve yapımcıların cebini 4 kat doldurduktan 12 yıl sonra gene çok pahalı ve günümüzün dünyasına uygun bir senaryoyla geri döndü. Avatar !

Arnold Adelezenegger ‘in ünlü Terminatör repliği I’ll be back ! ( Geri Döneceğim) de Cameron’un kaleminden çıkmıştı . Nitekim içimizi bayana dek döndü de bitti şükür. ( Şimdilik)

Amerika’nın önce Wietnam’ı sonra Afganistan’ı işgali ,yaklaşık 35 yıldır holivuta gökdelen boyunda para kazandırdı . Reagan dönemi Pan-amerikan milliyetçiliği ne adeleler ne tek kişilik ordular yarattı , ne goministlerin hakkından geldi . Ardından Irak’ı işgali , teknolojinin yardımıyla küçülen gezegende tek kişilik orduyu inandırıcı ve yeterince eğlendirici olmaktan çıkarıp büyük bütçelerle daha anlaşılır bir deyimle ‘’ taşıma parayla işgal yemez’’ ‘in oluşmasına yol açtı .

Avatar’da tam burada yerine hart diye oturuveriyor.

‘’Bizim gezegende kilosu 20 milyar dolar eden bir maden , pandora gezegeninde bol miktarda varsa işgal caizdir ey ümmeti terminatör insanoğlu’’ diyen , ‘’Elin üçbuçuk metrelik maviş na’vi leri bizden daha mı değerli taşınsınlar başka yere ‘’ mantığıyla paralı asker tutan şirket cümbür cemaat pandora’ya kapağı atıp önce bürokratik taktiklerle gezegen’in yerlilerini uzaklaştırmaya çalışır. Bunun tek çaresi de insanoğlunun havasını soluyamadığı bu gezegende , insan DNA sı ile Na’vi lerin DNA sını karışımı olan Avatar’ın sinsice yerlilerin arasına sokmaktır. ( M60 out , Genetik bilimi in )

Hikayenin ana ekseninde bacakları felçli asker eskisi Jack Sully’nin kendisi tarafından yönetilen avatarı yerlilerin içine karıştıkça barışçıl , ok yaydan başka silahı ve ordusu olmayan , doğa sever , mistik gezegenin tuhaf yerlilerinden biri olur ve kendi ırkının yıkıcılığı karşısında kendi ırkıyla füzeye karşı mızrakla , Kara Şahinlere karşı İkran kuşlarıyla savaşa girişiyor.

Kurtlarla Dans’ın 2009 versiyonu gibi görünen hikayede ‘’ Bakın elimizde yıkım kararı var çıkmazsanız salacaz askerleri üstünüze ‘’ söyleminin nazikçesi işe yaramayınca ( ki yaramaması gerekiyor yoksa izleyici fena yapar adamı ) 2 saat 68 dakikalık filmin son 40 dakikası gözümüzde 3 boyutlu gözlüklerle ağzımızı açık bıraka bıraka (haklı) şov yapıyor.

Cameron artık yaşlı . Zira Sigourney Wiewer’da öyle. Alien ile didişmekten yorulmuş ve kendini eko bilime vermiş sigara tiryakisi bilim insanı rolüyle fetiş bir Cameron oyuncusu olduğunu gösteriyor. Hatta İlk göründüğü sahne de uyku kabininden uyanarak çıkması da Alien filmlerine selam çakıyor. Er Ryan’ı Kurtaramadan Fransa da karaciğerine mermiyi yiyip ölen tuhaf oyuncu Giovanni Ribisi işgalci şirket patronu rolünde sırıtıyor.

Kirli Harry Clint Eastwood ‘’ Gran Torino’’ ile ellerini yıkadı , Cameron da işgalcileri eller ensede bağlı ülkelerine geri gönderiyor.

Cameron’un filmografisinin tamamına yakını , sert ve donuk metalik mavimtrak görüntülerde oluşur. Filmlerinin ana görüntü yönetiminde hep var olan bu tarz , insanoğlunun tabiatın yıkımını anlatırken natürmoırt ve renkahenk görüntülere dönüşmüş. İç mekanlarda ise geleneksel görüntü yönetimi aynen devam ediyor.

Kısacası , yakın geçmişin işgalini biraz Kurtlarla Dans ‘a , az buçuk Black Hawk Down’a bezendirip günah çıkaran Avatar kendinden bir önceki gişeye oynayan efekt filmi 2012 ‘yi kendi gölgesinde pc oyunu gibi bırakan üstün ve seyri hoş bir görsellik sunarken usta terminatör imalatçısı James Cameron kendi cephesinde hem senaryosuyla değişimi hem de değişmeyen kendi sinema dilini birbirne çok güzel harmanlayıp gözümüze sokuyor.

Bakalım Avatar gişe hasılatıyla I’ll Be Back diyecek mi ..

0 kişi okudu cevap verdi..:

Yorum Gönder

Sesli Düşün !