Pages

31 Aralık 2009 Perşembe

Tek Kullanımlık Kutlama


İstihap haddinden fazla yenilip , çayır çimene kusulacak hale gelecek kadar içilen , parası olanların kafada huni şapkalarla ağzında kurbağa dili üfleyip ( hiç tavsiye etmem , ‘yeni yıla nasıl girersen öyle olursun’ cümlesi gerçek olursa bütün sene sinekle beslenmek zorundasın) , parası olmayanların evde çekirdek çitlediği , mini etekli ve balık etli hatunların Taksim Meydanın’nda yere madeni para düşürürse hiç şansının olmadığı , gerizekalı Tv kanallarının’’ yeni yılın ilk bebeği bu işte’’ haberi vermek için ( ne bokuma yarayacaksa , çocuk benden sanki ..) Zeynep Kamil’in kapısına çadır kurduğu , ilk akşam haberinin Yeni Zellanda ve Avusturalya kutlamalarının olduğu , Milli Piyango da büyük ikramiye çıkan kişinin parayı nerde nasıl ezeceğinin milletçe içimize dert olduğu , burnu taşağına denk kıçı borazan çalanların o tiksinilesi koca göbeklerini kameraya dayayarak elde kadeh yaya yaya, sallana sallana iğrenç bir ses tonuyla ‘’savaşlar bitsin barış dünyamızı kaplasın lay lay loomm’’ dediği , birilerinin ölüp diğerlerinin doğduğu , herşeyin aynı ve daha da beter olduğu ve hiçbirşeyin değişmeyeceği yeni osuruktan yılınız kutlu olsun . Sefil hayatınızın sonuna bir adım daha yaklaştınız hayrını görün ..

28 Aralık 2009 Pazartesi

Cameron günah çıkarıyor : Avatar

Bir süredir holivutta tuhaf bir tarz dikkatimi çekiyor. Yaşlanan yönetmen günah çıkarmaya girişir oldu.

Çok pahalı holivut oyuncakçısı James Cameron Titanic’i 1997 de 200 milyon dolara batırıp , sümüklü gözyaşlarımızla kağıt mendil şirketlerini ve yapımcıların cebini 4 kat doldurduktan 12 yıl sonra gene çok pahalı ve günümüzün dünyasına uygun bir senaryoyla geri döndü. Avatar !

Arnold Adelezenegger ‘in ünlü Terminatör repliği I’ll be back ! ( Geri Döneceğim) de Cameron’un kaleminden çıkmıştı . Nitekim içimizi bayana dek döndü de bitti şükür. ( Şimdilik)

Amerika’nın önce Wietnam’ı sonra Afganistan’ı işgali ,yaklaşık 35 yıldır holivuta gökdelen boyunda para kazandırdı . Reagan dönemi Pan-amerikan milliyetçiliği ne adeleler ne tek kişilik ordular yarattı , ne goministlerin hakkından geldi . Ardından Irak’ı işgali , teknolojinin yardımıyla küçülen gezegende tek kişilik orduyu inandırıcı ve yeterince eğlendirici olmaktan çıkarıp büyük bütçelerle daha anlaşılır bir deyimle ‘’ taşıma parayla işgal yemez’’ ‘in oluşmasına yol açtı .

Avatar’da tam burada yerine hart diye oturuveriyor.

‘’Bizim gezegende kilosu 20 milyar dolar eden bir maden , pandora gezegeninde bol miktarda varsa işgal caizdir ey ümmeti terminatör insanoğlu’’ diyen , ‘’Elin üçbuçuk metrelik maviş na’vi leri bizden daha mı değerli taşınsınlar başka yere ‘’ mantığıyla paralı asker tutan şirket cümbür cemaat pandora’ya kapağı atıp önce bürokratik taktiklerle gezegen’in yerlilerini uzaklaştırmaya çalışır. Bunun tek çaresi de insanoğlunun havasını soluyamadığı bu gezegende , insan DNA sı ile Na’vi lerin DNA sını karışımı olan Avatar’ın sinsice yerlilerin arasına sokmaktır. ( M60 out , Genetik bilimi in )

Hikayenin ana ekseninde bacakları felçli asker eskisi Jack Sully’nin kendisi tarafından yönetilen avatarı yerlilerin içine karıştıkça barışçıl , ok yaydan başka silahı ve ordusu olmayan , doğa sever , mistik gezegenin tuhaf yerlilerinden biri olur ve kendi ırkının yıkıcılığı karşısında kendi ırkıyla füzeye karşı mızrakla , Kara Şahinlere karşı İkran kuşlarıyla savaşa girişiyor.

Kurtlarla Dans’ın 2009 versiyonu gibi görünen hikayede ‘’ Bakın elimizde yıkım kararı var çıkmazsanız salacaz askerleri üstünüze ‘’ söyleminin nazikçesi işe yaramayınca ( ki yaramaması gerekiyor yoksa izleyici fena yapar adamı ) 2 saat 68 dakikalık filmin son 40 dakikası gözümüzde 3 boyutlu gözlüklerle ağzımızı açık bıraka bıraka (haklı) şov yapıyor.

Cameron artık yaşlı . Zira Sigourney Wiewer’da öyle. Alien ile didişmekten yorulmuş ve kendini eko bilime vermiş sigara tiryakisi bilim insanı rolüyle fetiş bir Cameron oyuncusu olduğunu gösteriyor. Hatta İlk göründüğü sahne de uyku kabininden uyanarak çıkması da Alien filmlerine selam çakıyor. Er Ryan’ı Kurtaramadan Fransa da karaciğerine mermiyi yiyip ölen tuhaf oyuncu Giovanni Ribisi işgalci şirket patronu rolünde sırıtıyor.

Kirli Harry Clint Eastwood ‘’ Gran Torino’’ ile ellerini yıkadı , Cameron da işgalcileri eller ensede bağlı ülkelerine geri gönderiyor.

Cameron’un filmografisinin tamamına yakını , sert ve donuk metalik mavimtrak görüntülerde oluşur. Filmlerinin ana görüntü yönetiminde hep var olan bu tarz , insanoğlunun tabiatın yıkımını anlatırken natürmoırt ve renkahenk görüntülere dönüşmüş. İç mekanlarda ise geleneksel görüntü yönetimi aynen devam ediyor.

Kısacası , yakın geçmişin işgalini biraz Kurtlarla Dans ‘a , az buçuk Black Hawk Down’a bezendirip günah çıkaran Avatar kendinden bir önceki gişeye oynayan efekt filmi 2012 ‘yi kendi gölgesinde pc oyunu gibi bırakan üstün ve seyri hoş bir görsellik sunarken usta terminatör imalatçısı James Cameron kendi cephesinde hem senaryosuyla değişimi hem de değişmeyen kendi sinema dilini birbirne çok güzel harmanlayıp gözümüze sokuyor.

Bakalım Avatar gişe hasılatıyla I’ll Be Back diyecek mi ..

25 Aralık 2009 Cuma

We Wish You A Merry Christmas

Sabah 08.15 de masa başına geçilir.
Simit poşetten çıkarılır.
Çay alınır.
Önce outlook sonra web açılır.
Ardından media player'ın ikonu tıklanır. İnternet radyoları taranıp en sevdiğimiz kanal bulunur.
Bunlar gündelik sıradan şeyler.

Bugün 25 aralık . Yani noel.
Bugün sabahtan beri noel şarkıları var . Senfonik olarak muhteşem eserler dinliyorum . Neredeyse beyaz sakallarım çıkıcak ve ben hohh hohh hooo şekline bürüneceğim .

O ruhu sadece filmlerde duymayız. Noel içinde çocuk olan , kar seven , bir günlüğüne de olsa mutluluk duyabilen , büyümemiş bir adamın evinin içindeki huzurdur noel .

A Christmas Carol , Carol of the bells , Jingle Bells , We wish you a merry chirstmas... hepsi sırayla beni çocukluğuma götürüyor.
Bugün saçları kırlaşmaya başlamış mutlu bir çocuğum .
Oğlumu gece kucağıma alıp kulaklarımda bu şarkılarla gözlerimi kapayıp neverland'e gideceğim .
Mutlu Noeller.

La Campanella



Niccolo Paganini'nin keman konçertolarının bir tanesinin son bölümü , ve Franz Liszt'in bu bölüm üzerine yazdığı ve paganini etüdleri olarak bilinen eserin içinde yer alan etüdü. Çalınması en zor etüdlerden biri olarak müzikte ayrı bir yeri vardır.

24 Aralık 2009 Perşembe

Syrakusa yazdı -2



Önce beynini kırbaçlamalı insan , hayvandan farksız olduğunu bilmeli . Düşler hologram olmadan önce de vardı . Gece olduğunda gördüğün düş , boş bir evin içinde eşyaların canlandığıdır. Sen istemesen de canlanır . Çünkü evde yoksun . Olan şey ise ya düş’ün ya da üçüncü gözündür.


Trafik ışıkları kimsenin olmadığı bir sokakta cinayetin tek tanığıdır.

Gezegenin dönmesi onun başını döndürmez. Ama seni yaşlandırır.

Fosilleştikten sonra seni bulacaklar. Biri nasıl konuştuğunu düşünmek isteyecek . Ama sana faydası yok . Sen yok olduktan sonra da konuşacaklar. Sen o dili bilmeden , onlar seninkini bilmeden anlaşacaksınız.

Hayat içinde önemli ve hayati olan herşey basit bir denklem üzerine kuruludur ve o denklemi yazanlar aslında hayatın ne olduğunu bilmeden yazmıştır. Okuduklarında ise kendi ölüm ilanlarını görecekler.

Körler uyuduklarında görürler.

23 Aralık 2009 Çarşamba

Kıçımıza batan yüzyıl

Kendi çocukluğumu hatırladım gene.


Zaten pek de aklımdan çıkmaz. Geçmişe duyulan özlem şimdilerde benim yaşlarımda olanların çoğunda daha yoğun , daha bir kuvvetli yaşanıyor.

Kısa donla , sandalet ayakkbılarla çamur içinde oynayıp , şeytan uçurtması uçurduğumuz günleri anımsadım . mahallenin kedilerinde çöp bidonu girme fobisi yaşatan haylaz bir veletmiydim ? Çöp bidonuna C şeklinde kıvrılmış tele tutturulmuş mantar atan bir çocuk , şimdilerde psikologlara götürülüp , ilaçlara boğuluyor. Ben çocukken yaramazlık , şimdi ise anormal çocuk .

Ne değişti ? Anne babamız ‘’ yeterince anne baba’’ değilmiydi ? Biz şimdilerde Çakal Carlos’la mı anılıyoruz ?

Hep betonların yüzünden . Dünyanın küçülmesi gibi beyinlerde küçülüp betonlaştı . Herşeyden haberdar olan , bir bok bilmediği halde her şeyi bilgisayar ekranından okuyup kendini fasulyeden sayan ‘’büyümüş bizler’’ muhteşem çocuk olmaktan ‘’ecik bücük içi boş turşucuk’’ anne baba olduk. Sanalda süperiz. Herşeyi bilir ota boka yorum yaparız . En iyisi bizim bildiğimizdir. Elbette öyledir çünkü hiç bir şey bilmiyoruz. Tek derdimiz karşımızdakine 3 satır yazmak . Tıpkı benim şimdi yaptığım gibi.

Haylazlık anormallik değil. Her çocuğun kirlenmeye hakkı varsa –ki- kirleniyor bedenen ve ‘’ruhen’’ , her çocuğun haylazlık yapmaya da hakkı yok mu ?

Artık yok .

Gerizekalı anne babaları buna izin vermiyor. Dört duvara sıkıştırdığımız çocuklar büyüdüğünde bizlerden intikam alacaklar.

İntikama hazırlanın sefiller ! acı çekeceksiniz. Böğüre böğüre çekeceksiniz ..
Anne babalarını herşeyi bildiğini sana çocuklarla , çocuklarının hiçbirşey bilmediğini sana anne babaların hikayesidir yaşam .

21 Aralık 2009 Pazartesi

Kafamı kendi kendime koparmak..

Aşırı gerginim . Beynimi yiyorum günlerdir. Çok yorgunum . Bu sabah beşte yatıp yedide uyandım . Aşırı gerginim. Düşüncelerim beni öldürüyor.
Lütfen ..
Lütfen düşüncelerim beni haklı çıkarmasın ..
Lütfen .
Öldür benim beynim ama haksız çık.
Ben parça parça edilmeye hazırım .
Uyu artık beynim .
Uyu köpek .. Uyuu....

18 Aralık 2009 Cuma

Danny Kaye ile bir gece

17 Aralık 2009 Perşembe

Laura Mars'ın Gözleri

Filmi bilirmisiniz bilmem. Irwın Kershner’in kült filmidir. Moda fotoğrafçısı Laura Mars’ın aniden kör olan gözleri ameliyatla değiştirilir. Ve fotoğrafçı o günden sonra cinayet sanrıları görmeye başlar. Çünkü yeni gözleri aslında bir katilin gözleridir.

Başkasının gözüyle bakmak.. Günümüzdeki osuruktan adı empati . Yönetmen Kershner empati kelimesini o zamanlar biliyormuydu ya da öngörmüş ve Laura Mars’ı bir metafor olarak mı kullanmıştı bilmem ama ben dün gece yüzünü şzlediğim bir kadının gözlerini gördüm . Onun gördüklerini göremedim ama nasıl baltığını görünce biraz ürktüm . Boş ve gergin , hasta ama direnen , çaresiz ama mutlu olmaya çalışan , fer’i sönmüş ama gülümsemeye çalışan bir kadının gözleriydi gördüklerim.

Bunları kendi gözlerimle gördüm.

Günün birinde kadının gözlerini bana takma şansı elde edersem onun gözleri ile baktıklarını görüp , neyi nasıl gördüğünü anlayabilirim . Ütopik oldu ama bu aslında o kadına duyduğum suçluluk , azap ve pişmanlığın dışa vurumu .

Aslında azap çeken kendini cezalandırır. Psikolojide bu böyle. Ama ben tam tersini isteyerek hala hala bencil , egoist , asosyal , geçimsiz , pislik ve geberip gözlerini başkasına vermesi gereken biriyim .

Tek korkum gözlerimi alanın benim gördüklerimi görmesi.

Buna Laura Mars bile dayanamaz.


15 Aralık 2009 Salı

Parantez Öyküler III


To Eren ..

Baba olalı 1356 gün geçti. Bazen ölmek istediğim anlar da oldu , yaşama kement attığım anlar da. Geçen akşam Eren’in Windows’u çökerttiğini görüp , once Bill Gates’i telefonla arayıp 3,5 yaşında bir çocuğun iki tuşa basıp milyon dolarlık sistemi çökerttiğini söyledikten sonra keyif içinde telefonu kapattım . Sonra da format atıp baba olduğum günden bu yana çektiğim resimleri sıraya dizdim .


Altıbin den fazla resim çekmişim . 2 fotoğraf makinası 6 tane de hafıza kartı eskittim .

Biraz da saçları beyazlattım .

Ben bu çocuğu adam edene kadar dişleri de döktüm mü tamamdır.

Hamuru yumuşak beyaz ekmek getirmezse bana , çökerttiği windowsların hesabını tek tek sormazsam adiyim vesselam .

İyi ki bilgisayarımı çökerten bir oğlum var.

Soğuk ve Siyah-Beyaz ( Parantez Öyküler V2)






1.Ve rivayettendir ki Üstü bulutlarla kaplı ormanda Gölgesini araken rastladığı adam kendisiydiCangılın içinde boğuşup duran kurttan farksızHantal sesiVe görüntüsüyle Salyaları uğultusuna karışıpYalayıp durdu dünyayı...


2. Kıpkırmızı günün içinden çıkıp geldiRahmine ihanet edip Gün soğuk ve sevimsizken güldü Dişleri yoktuElleri yoktuKanı yoktuVe bir gece ormanda Lastiği patlayıp korkudan uçkuruna sarılan Far ışıklarıyla çöktüğü yerdeVeKurtların dişlerinde İki satır hayal olduUçkuru hala ellerinde...


3.Minare gölgesinden kağıt uçaklar yapıp Zamanın boşluğunda bir mısra gibi sallandıranSavrukHoyrat ve dişi şair..Şimdi bit pazarında eski kurtlarla Toplu gösteriler ayında Ekmek arası yaşamının şiirini yazıyorTanesineNe verirlerse...


4.Gözlerinin akınıVe çürük yumurta sarısını Kutsal gecede alıyor Ve Götürüyorum onları Çakallar vadisindeki Kör kabileyeRuhunu çamurla sıvazlayıp Oturtuyorlar totemlerinin üstüneAğızlarında filtresiz bir cigarBellerinde kafa derileriyle Şarkılarını söylüyorlarDanset ey çamurlu tanrı Gözlerinin akınınVe çürük yumurta sarısının Hakkını ver...

14 Aralık 2009 Pazartesi

İronispor : 1 Ayşe : 0


30 yıl önceydi. Mahallenin abileri oturmuş konuşuyor . Biz misket oynamakta.

Biri çağırır : Gel lan buraya !

koşar adım gidip abinin karşında hazzrollda duruyorum .

Soru geliyor : Ayşeyi mi seviyosun Haleyi mi ?

İroniyi seviyorum ağbi..

Şaplak kulakla yanak arasında bir yere iniyor. Gözlük bir yana ben bir yana ..

Hskktr lan . Bir daha seni takıma almam .. İroniymiş .. Ne gavur icadı çıkarıyosun velet seni .. ! O kızdan sana fayda yok oğlum .. Ayşe neyine yetmiyor . Yürü lan ! Bir daha top oynamıycan bizimle. Kovboyculuk oynamak ta yok !!

O gün bu gündür futboldan nere ben nere. Ayşe de terketti zaten . Haklıydı kız . Ayağı topa değmeyen birine sevgilimi denir?

Yıllar sonra, yerde yatan birinin üstünde uçuşup duran gazete yaprakları hatırlıyorum . Şaplakçı ağbi düşmüş kalmış. Yanında topa benzemeyen bir oyuncak . Demirden .. Ayşe'nin abisinin elinde de aynı oyuncak . Ucundan duman çıkıyor .

Hala top oynamıyorum ben . Kovboyculuk da .

Ayşe hiç evlenmedi. Ben hiç top oynamadım . Şaplakçı ağbiyi deviren hiç bulunamadı.

Ne ironiymiş be.. Kimlerin hayatına girdi de çıkamadı ..

Full Metrekare


Kalemin yazarken bilmediğin bir şey var. Görmediğin..

Kalemini kağıda bastırıp yazarken cundan dökülen kurşun paçacıkları , sen yazıyı bitirip kağıdı katladıktan sonra canlanır.

Bir araya gelir cıva gibi. Senin yanlışlarını düzeltirler sen mutfakta yemek yaparken . En küçük bir çıtırtıda nokta olur , virgül olur saklanırlar.

El ayak , göz baş çekilince belirir sesleri Cinayet işleyenleri yazarlar kağıda

Sen göremezsin Sadece trafik ışıkları sahte cinayetin dinleyicisidir.

Gecenin üçünde ışıklar birleşir ,kurşun kalem tozları birleşir ,sessizlik sesi karanlıkla birleşir ,yağlı ip sesi sabahla birleşir ,bir sen birleşemezsin gölgenle.

Hiç bırakmasa da peşini , güneşin açısı yalan söyler.

Sağında solunda , önünde arkanda kaçar senden bir sen birleşemezsin gölgenle..

Yitmiş gitmiş bir aşk gibi.

Fresk'in Üstündeki Giz


Su , yosuna açtır. Su yosunu yaratır.

Aşk ten'e açtır . Aşk okunmayı yaratır.

Diş ağrıya açtır. Ağrı uykusuzluğu yaratır.

Düş unutmaya açtır , Unutmak hatıraları yaratır.

Mermi kan'a açtır. Kan kırmızı yaratır.

Sen neye açsın ? Yazmaya mı ? Yazılmaya mı ?

Hangi elimde cevabın ?

Parantez Öyküler Epısode II

To Eren ...
İkiyüzonüç gündür babayım .

Baba olmak bisiklet hayali kurmak için gerekli bir ünvan değil aslında. Sadece mama yapmayı öğrendikten sonra yedirmeyi de başarıp , yattığında uykuya dalma aracı olarak da kullanılabilir. Ne renk olmalı bisiklet ? Mavi mi ? Beyaz mı ? Büyüdüğünü görmek mi oğlunun ? Yoksa kendi bisikletine duyduğun özlemi oğluna sıçratmakmı ?

Uyku yeni uyumuşken , uyanık kalmanın verdiği keyfi kaç romana sığdırabilir , kaçıncı sayfasında uykuya gerçekten dalabilirsin . Uyandığında bisikleti yanı başında görme ihtimali ile saçlarının beyazlamış olması gerçeği arasındaki fark nedir ? Erişte pilavının başına otururken, ekmeğin senden aç olmasının doyumsuzluğun olduğunu nezaman itiraf edeceksin ?? Tüm kalemler senin itiraflarını yazmaya hazır halde beklerken , senin mürekkeplerin hala bir balık mı ? Oğlunla aynı dili konuşmak için kendine çocuk olma şurupları alır , kimseler yokken içersin . Şuruplarını iyi sakla daha 15 yıl içeceksin onları .

Her sabah gün ağarırken aç karnına bir ölçek .. Bir canlıyı uyurken izlemenin yarattığı sessiz olma gerekliliği geceyi yırtar. Yırtarken hiç ses çıkarmaz . kedi gibidir. Sen uyurken dolaşan kedinin ruhunun sana geçtiğini bilmeden izlersin uyuyanı.. Uyandırmamak için bebek olursun . Usulca yatarken geceye , sağdan sola dönüşler yaşayamazsın . Sırtına soğuk gelmesin diye .. 6/8 lik ritmler yazarsın geceye , ne bir eksik , ne bir fazla ..Bir ileri bir geri gelir beşiğin gıcırtısı. Senfoni olur , dinlersin.. Hiç bitmeyecekmiş gibi duyduğun beşik sesini . Sadece kediler duyar içindeki gırıltıyı...

Gece uyanırken , şurubunu içer uyursun ...

Parantez Öyküler Epısode I


To Eren ... Bu yüzden , hayallerimin 35 yılını harcadım bir çırpıda .. Pişman değilim . Yine yaparım .. !

Doğduğum günden sonra hatırlayabildiğim günleri geriye dönerek anımsıyorum kahvemi içerken . Kahve soğumadan bitiyor aklıma dökülen.. Dökülenler hatıralar hattında bir yangın , bir yaylım ateşe dönüşüyor. Ne az yaşanmışlık var , ne çok gidişler. Ardında bıraktığın , ve dinamitleyip uçurduğun gülümsemelerin bir savaşı bitirecek kadar büyük , ama bir savaş çıkaramayacak kadar küçük olduğunu anladığında , kendine daha ne kadar kılıç çekeceksin ? Ben daha ne kadar küçüğüm ? Daha ne kadar hırçın bir topaç olacağım ?

Dünyanın merkezine ulaşmak istercesine gezegenin ruhunu oyup duran ... Tüm savunma kalelerim aslında bir gökkuşağının üzerine oturtulmuş . Tek derdim , aslında olmayan bir kız çocuğunu kurtarmak .. Olmayan bir gökkuşağı canavarının elinden . Fırtınalı bir yaşamdan arta kalan tek şey beyazlaşan saçlarım olduğu halde , içindeki Peter Pan’ı daha ne kadar canlı tutacaksın ? Kömürleşen bir bedene sığdırabilirmisin büyümemeyi ? Ormanda , ay tepedeyken yanlız başına kaldım .

Hava tertemizdi. Soğuk ve keskin . Havayı soludum. Sessiz suskun ve yapayanlız , El değmemiş bir halde. Yağmur tanelerini sayamadım diye suçu pencere camına atan biri olmaktan vazgeç artık ! Çık ve kara bulutlara savaşlar aç. Islan ve ürper. Bebeklerin gözyaşlarını kendi üzerine çek bulutların üzerinden .. !! Haydı seslen , ve tüm çocuklar adına karanlıklara sarkıntılık et !!!

FİNAL ..

Tanrılarla Van Der Grooven’in ordusu karşılaştı . Syrakusa iki ordunun arasında dimdik durdu . Topraklarında başlayacak olan savaşı istemiyordu . Ares savaşın tüm korkunçluğunu kendine zırh yapıp gymiş , Van Der Grooven ise buzul ülkesinin tüm iz bırakmayan oklarını yaya takıp germişti.

Binlercesi birbirine girdi. Havada uçuşan binlerce insan ve binlerce Tanrı’nın arasında Syrakusa kaldı. Kendinden geçtiğinde gene ipek parmaklı kadın başucundaydı . Bu kez gözlerini açıp ‘’kimsin sen’’ diye sordu . İpek parmaklı kadın , parmaklarıyla Syrakusa’nın ellerinden tutup ayağa kaldırdı ve sadece gülümseyerek onu savaşın ortasından çekip çıkardı . Eleele tutuşup hiç konuşmadan güneşe doğru yola koyuldular.

Akşam olduğunda ortada ne kazanan ne de kaybeden vardı. Hayatta kalanlar Syrakusa’nın cansız bedenini gömüp , toprakları kandan temizleyerek yeni bir gelecek kurmak için şarkıya başladılar.

‘’Savaşın sonunu yalnızca ölüler görür’’
Platon


BİTTİ.

11 Aralık 2009 Cuma

Rüya ile Uyku içindeki dize


Van Der Grooven , Syrakusa'ya giderken yolda konakladı.
Uyudu.
Rüya gördü.
Oğlunu gördü
Sevgilisi ile birdi.
İyi olduğunu gördü.

Kılıcını biledi
Uyandı yol açıktı.

Yol açıktı.
Savaş yakındı.

Syrakusa son'u bekliyor ,biliyordu.


10 Aralık 2009 Perşembe

Çeliğin bedenle buluşma dürtüsü

Savaş ..

Mantığın yokoluşu , tüm damarların vahşete bürünmesi , duyguların insane bedeninde çıkıp bird aha geri dönmemecesine gidişi . İnsan ırkını diğer tüm canlılardan ayıran tek dürtü.

Hayvanlar içgüdüsel , insanlar dürtüsel davranır. Bir hayvan neden öldürür ?
Açtır
Korkmuştur
Yavrusunu koruyordur.
Üç haklı nedenin içinde baskın çıkmak , üstünlüğünü kabul ettirmek ( bunun için sadece dövüşür öldürmez) ve zevk yoktur.

Oysa Syrakusa toprağını kuşatanların akıl almayan bir büyüklükte hırs ve iktidar içinde olduklarını görüyordu. Surların üstüne hasta yatağından kalkıp çıkabildi. Ilık bir rüzgar yorgun bedenini üşütürken , bir yandan önündeki alanda önceki günlerden kalmış savaşın izlerini izliyor , bir yandan da ipek parmaklı kadını düşünüyordu .

Sonra birden gökağ’da bir ses duydu . Kafasını kaldırıp baktığında gökağ’ın yarılıp buz gibi fırtınaların estiği kuzey ülkesinde dostu Van Der Grooven’in sesini işitti.

Van Der Grooven kuzeyin buzdan yapılmış gemilerini hazırlıyor , soğuğun ruh verdiği çelikleri de yanına alarak şimdiye dek görülmemiş bir kalabalıkla Syrakusadaki son savaş’a geliyordu .

Van Der Grooven Ares’I istiyordu . Van Der Grooven Ares’le karşılaşmak istiyordu .

9 Aralık 2009 Çarşamba

Hayal ve Gerçeğin anatomisi

Syrakusa , uzun süredir kıpırdamadan yattığı hasta yatağında ağır ağır gözlerini açtı . Yanıbaşında görmeyi umduğu ipek parmaklı kadını göremeyince ''rüya gördüğümü anlamıştım'' diye geçirdi içinden . Zorlukla doğruldu . Yanıbaşında duran su testisine uzanmak istediyse de başarılı olamadı . Gözleri karardı ve yatağa tekrar başı düşerken ensesinde bir dokunuş hissetti. Bayılmadan önce gördüğü şey ensesine dokunan ipeksi parmakların sahibi kadın oldu . Bayılmamaya çalıştıysa da başarılı olamadı .

Parmakların sahibi gece boyu yıldızların bile kaybolduğu zamanda sessizce syrakusayı bekliyordu .

REMÜS ve ROMİLÜS...

REMÜS ve ROMİLÜS... İkizleri Silvia'nın... Venüs'ünün torunları... Bakılmadan gözlerinin yaşına, karanlık bir gece, bir dağ başına fırlatıp attılar onları.. Ne alınlarında defne, ne bacaklarında donları... Ve daha o zaman Habeşistan'a yeşil boya vurulmadığı için ve BANKA di ROMA daha kurulmadığı için, ROMİLÜS'le REMÜS bir sabah erken dağda düşünürlerken: — «Şimdi biz ne haltederiz, diye, burada?»
Rastladılar yavrulu bir dişi kurda. Yavruları vurdular. Ana kurdun sütüyle karınlarını bir temiz doyurdular. Sonra gidip Roma'yı kurdular. Kurdular ama iki adama dar geldi Roma. Ve bir akşam bilmeden geçti diye şehrin sınır taşını, çekince kopardı ROMİLÜS kardeşi REMÜS'ün başını...
İşte böyle TARANTA - BABU.. Gümüş yaldızlı kitaplarda yazılı bu: temelinde Roma'nın dişi kurt sütüyle dolu kovalar ve bir avuç kardeş kanı var...

N.Hikmet RAN

Syrakusa , şimdi topraklarını kuşatanların kimin soyundan olduğunu artık daha iyi biliyordu ...

8 Aralık 2009 Salı

Tanrıların pazarlığı ve filizlenen aşk ..


O günden sonra bir daha Van Der Grooven’I gören olmadı. Syrakusa büyük bir üzüntü içinde dostunun gidişine inanamadı ve hastalanıp yatağa düştü.

Hastalığı boyunca Tanrılar Syrakusa’nın toprakları üzerinde kendi aralarında pazarlık yaptılar. Barış’ın hokum sürmesini isteyenler ile savaşı kader edinenlerin arasındaki çekişme Olympostan gök ağa gökgürültüsü içinde yansıdı.

Hasta yatağında yatan Syrakusa gözlerini açtığında başucunda daha once hiç görmediği güzel bir kadın gördü . Ateşler içinde yanan Syrakusanın yüzüne ıslak keten bezleri koyarak nöbet tutan bu kadının kim olduğunu merak etti . Soracak dermanı olmamasına karşın bir kaç kelime söylemeye çalıştı ama başaramadı . Boğazından çıkan nefes tam kelimelere bürünecekti ki , kadın ipeksi yumuşaklıa sahip parmakları ile Syrakusa’nın dudaklarını kapatarak hiç bir şey söylemeden ıslak keten bezleri ile Syrakusa’nın bedenini silmeye devam etti.

Syrakusa gözlerini kapatarak parmakların işini yapmasına izin verdi.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Ares’in öfkesi ..




İki dostun arasındaki sohbete Ares’in öfkesi pek dehşetli idi ..

Yer yarıldı , gök ile karıştı. Savaş boruları sağır edercesine çalarken , binlerce ölümlü Syrakusa’nın dibinde toplanarak kendilerini Ares’in öfkesinden korumaya çalıştı. Savaş , yorgun Syrakuzanın topraklarında yeniden dünyaya geldi. Tüm cellatlar , tüm kanatlı kılıçlar Van Der Grooven’in kellesini istiyor , önlerine çıkan herşeyi acımadan yakıp yıkarak Syrakuza’nın tapınağına ilerliyorlardı.

Ares gürledi ;

Ey sefil ölümlü !! Nasıl bir cürettir ki Tanrı olmaya yeltenirsin , ve bilmezsin ki savaş sadece ben istersem başalr , ben istersem biter !! Syrakusanın çanları seni koruyabilirmi sor ona ölümlü !! Sor ona !!!!

Van Der Grooven korkusuzca Ares’e meydan okudu ..

Syrakuza da artık hüküm süremezsin Ares ! Bu topraklar son tanrı çökene kadar sürecek . Kulelerin altında bekliyorum seni . !!

Ares gülümseyerek acı bir sesle cevapladı ;

Syrakusada da , istediğim heryerde de hüküm sürerim ölümlü ! çaresiz ve herşeyi , heryeri göremeyen gözlerin bunu anlayamaz .. Ama anlaman için sana elbette bir dersim var ölümlü !!

Ares’in sesinin ardından gökağından aşağı Surların dibine gri bir toz bulutu düştü . Etrafta bulunanlar toz bulutu dağılmadan kaçıştı. Van Der Grooven , surlardan aşağı inerek bulutun dağılmasını bekledi. Ve sonunda toz bulutu dağıldı ..

Haykırış pek acı ve havayı yırtar gibiydi.

Syrakusa endişeli ve göz damarları çatlarcasına yerinden fırlayarak surlardan aşağı baktı . Surlar titredi ve hava karardı . Gökağı haykırıştan sonra o gün bir daha açmadı .

Van Der Grooven dizlerinin üstünde göz çukurlarından kanlar gelerek toz bulutundan çıkan Menderhooland’ın parçalara ayrlmış cansız bedenine bakıyordu ..

Syrakusa ile Van Der Grooven konuşması


Hava kararmak üzereyken kuzeyden gelip Syrakusa’nın acılarına ortak olan Van Der Grooven , kulenin üstünde ufka bakan Syrakusa’nın yanına geliyor. Birlikte savaş tanrısı Ares’in öfkesinin geçmesini ve Zeus’un kadınıyla sevişmesini izliyorlar.

Syrakusa soruyor ;
- Neden buraya geldin Grooven ? Neden kuzeydeki buzla kaplı ülkende tahtını bırakıp benimlesin ?
Grooven gözünü ufuktan ayırmadan cevaplıyor ;
- Ares’in yerine ben Tanrı olmalıyım Syrakusa . Buzla kaplı tahtım , oğlum Menderhooland’ın artık . Asırlardır üşüyen bedenim artık kuzeye ait olmadığını anladı . Kalan vaktimi senin sıcak topraklarında damarlarımı ısıtıp , Kybelenin oniki memesinden akıttığı bollukla yiyip içip sevişerek geçirmek istiyorum .

Syrakusa istemeden de olsa güldü .
- Çok açık sözlüsün Grooven , bil ki topraklarımdaki acı sürüyor. Tanrılar beni terkedip gitti. Sen de Tanrı olunca bu toprakları da beni de bırakıp gidecekmisin ?


Grooven gözünü ufuktan ayırarak Syrakusa ya baktı ;

- Topraklarına bereket getireceğim Syrakusa . Sen de kabul edersen Kybelenin oniki memesinden akan bolluk senin topraklarında da hüküm sürecek . Ares artık savaşmayı bilmiyor.

Syrakusa bir şey söylemeden kuleden aşağı indi.




6 Aralık 2009 Pazar

El Değmemiş bir karanlığın aydınlanışı.


Syrakusa aç ve yorgun. Surları da öyle. Sevgiliyle birlikte aranan huzurdan Van Der Grooven habersiz. Kutsanış bitti. Gerçek olan tek şey çürüyen cesetler. Direniş seviyesi aşktan daha üstün.

Syrakusa aç ve yorgun. İhanet elinde saf bir kızın kanı ile beklemede...

4 Aralık 2009 Cuma

syrakuza yazdı

aSon derece küflü bir havanın son saatlerinde bu satırı yazdım . Van Deer Groven , syrakuza savunmasından canlı çıktı . Kalan vakitler okumakla ve düşünüp kutsanmakla geçecek .