Stoning of Soraya M.
Şah döneminin ( Rıza Pehlevi) bitişinden hemen sonra Ayetullah Humeyni’nin şeriat devriminin İran’da hüküm sürmeye başladığı yıllarda, ülkenin küçük bir köyünde yaşayan devrim memuru (muhtemelen devrim muhafızı) olup 40 lı yaşlarını süren cinsel şiddete meyilli Ali’nin yata yata sıkıldığı ve yatmaktan çok cinsel anlamda hırpaladığı 4 çocuklu karısı Soraya’nın-Süreyya- eskimesi, şiddet gördüğü için birlikte olmak istemediği Ali’nin ‘’artık kendini vermiyor’’ mantığının ardına saklanıp Humeyni’nin idam edeceği doktor’u idamdan kurtarma karşılığında doktor’un 14 yaşındaki kız çocuğuna göz koyup karısından kurtulmak istemesi! ( islam’ın gerçek ve değiştirilmemiş kanunlarında boşanan erkeğin karısına nafaka ve tazminat vermesi, çocuklarını garanti altına alması esas) üzerine kurulu filmin ana ekseninde Allah’ın insanlar tarafından değiştirilmiş ve erkek toplumuna uygun hale getirilmiş kanunları var.
Soraya’yı taşlamanın senaryo konusunu açıkça buraya yazmama gerek yok. Zaten afiş ve filmin adı bunu açıkça belli ediyor. Yaşanmış bir olay olan Soraya’nın recm’i, tesadüfen İran asıllı Fransız gazeteci Feridun’un eline geçmesinden ( Soraya’nın teyzesinden dinlemesinden) sonra kitaplaştırması üzerine ortaya çıkmış. Pehlevi’nin İran’ı islam devrimine kadar batı ve çağdaşlık yanlısı bir islam devleti görünümü çizse de sonrasından günümüze kadar olan süreç içinde şeriat devleti ve recm’in hayata geçirilişiyle durum günümüz kuşağının bildiği tanıdığı hale geldi. Filmin yaşanmış bir olay olduğunu bilmesek, senaristlerin ana karakter Soraya-Süreyya-‘nın adını Rıza Pehlevi’nin 3. karısı Süreyya Bahtiyari’den aldığını ve Humeyni’nin aslında pehlevi’yi taşladığını söyleyebilirdik. Ancak bu isim benzerliği izleyici gözünde sadece bir tesadüften öte gitmiyor.
İşte Soraya’nın taşlanması islam kanunlarının erkekler tarafından şeriat hükümleri haline dönüştürülmesini anlatıyor. Çocuklarını korumak, onurunu ve ekonomik güvencesini garanti altına almak için gördüğü tüm şiddete rağmen boşanmak istememesi üzerine, kocası Ali’nin köyün ayetullahçı mollası ve az biraz da olsa ılımlı muhtarı İbrahim ile yaptığı komplo teorisi ve gelişmeler Soraya’nın ‘’İran’da kadın olmak’’ kaderinin başlangıcı oluyor. Kadın sesinin bile duyulmadığı bir ülkede Soraya ve teyzesi Hacer umutsuzca dirense de şeriat kanlı yüzünü bize sinir bozucu ve hazmedilemeyen görüntülerle gösteriyor.
Filmin sinematografisinden bahsedecek olursak, Mel Gibson’un ‘’İsa’nın Çilesi’’ filminden ortadoğu tecrübesi olan gazeteci Freidoune rolüyle Jim Caviezel daha önceki tecrübelerinin rantıyla gazeteci rolüne iyi oturuyor. Bizde tanınmamalarına karşın filmin diğer oyuncuları olan Mozhan Marno ( Soraya) ve Shohreh Aghdashloo ( Hacer) rollerinde çok doğallar. Kötü adamlar içinde ise en beğendiğim performans Molla rolüyle Ali Pourtash’a ait. Tecrübeli müzikçi John Debney ise film boyunca sessizliği korumasına rağmen finalde filmin dehşetvari karelerine tam destek vermeyi başarıyor. Yönetmen Cyrus Nowrasteh ise derdini görüntü yönetmeni Joel Ransom’a iyi anlatmış olacak ki, görüntü yönetimi kendi eksiği olan kurgudaki tiyatrovariliği kapatmayı başarıyor.
Sonuç olarak Humeyni’nin İran’ında islam hukuku Allah kanunlarıyla değil, şeriata gem takan erkek egemenler tarafından yazılıyor ve uygulanıyor.



1 kişi okudu cevap verdi..:
filmi ilk fırsatta izlemeliyim... çok güzel anlatmışsın ayrıca, profesyonel film eleştirisi okur gibi hissettim...
Yorum Gönder
Sesli Düşün !