Okulda öğretilen en kaba müzik tanımı neydi?
Saçını iki yandan kurdela yapmış kızın, ya da yakası önlüğünden kaymış oğlanın ayağa kalkıp, yutkunduktan sonra en tiz sesiyle ‘’duygu ve düşüncelerimizi seslerle anlatmamıza müzik denir öörtmenim’’ deyip baş selamı verdikten sonra oturmasıydı. Yeni kuşak bön bön okumayın bu tanımı. Bizim zamanımızda okullarda askeri samuray eğitimi vardı. İki kere ikiyi bilemediği için harakiriye zorlanmadan önce yirmi cetvel yiyen bir sürü öğrenci hatırlıyorum. Evden çaldığım çatal bıçakları trenyoluna koyup üstünden tren geçmesini bekleyen bendeniz ise sadece bir kaç tokat ve tahta önünde tek ayak üstünde yirmibin fersahla kurtulmuşumdur.
Müzik yapmak demek, o dönemlerde kafanıza silah dayanmış şekilde plastik flütle ‘turisti sev’ (sevmiyorum ulen sevmiyorum ya ) şarkısını çalmak demekti. Sırf bu yüzden nice dehalar flütlerini toprağa gömüp sıradan bir hayatı seçtiler. Ve hiçkimsenin müzik öğretmenini ziyarete gidip bir demet çiçek verdiğini sanmıyorum. Zira ben gitmezdim, çünkü dönemin testeresi’ni tekerlekli iskemlede dahi karşımda bulsam, yıllarca sakladığım o flütü gözüne sokmaktan çekinmezdim. Bu yaştan sonra da elin moruğu için ikinci ‘’aldırma gönül, mapus yata yata biter’’ şarkısını besteleyemem.
Gürültü... Çağın kabuslarından biri. Betonlaşan dünyada doğal sesleri öldüren soyut virüs. Bu tanımın dışında gürültünün bir tanımı daha var: Armonik olarak anlamsız şekilde üstüste binen her türlü ses topluğu gürültü olarak adlandırılır. Peki gürültü buysa müziğin tanımı ne ? Okul sırasındaki tanım değil elbette. Yıllarca içiçe yaşadığım müziğin tanımı bir gece ansızın gelebildi aklıma. ‘’İnsanoğlunun doğadaki sesleri taklit etme dürtüsünün sonucu müziktir.’’ Bu tanım henüz ham ve müziğe bir tür giriş anlamı taşısa da, henüz bu tanımın içinde müzik-matematik ilişkisi, armoni kuralları, kulağın frekans algılaması ve müzikle anlatımı ifade eden duygusal ve sanatsal dizilişler yoktur.
İnsanın en net şekilde algılayabildiği ses dizini, 5/8 ( yani bir tam sesin sekizde beşi) frekansındaki majör gruptur. Müzikçilerin dışında okuru pek de ilgilendirmeyen bu bilgiyi vermemin sebebi, insanoğlunun doğal sesleri taklit etmek için insan sesinin en iyi taklit edilebildiği ve doğala en yakın perdesiz enstrumanı da beraberinde getirmesidir: Keman...
Perdesiz oluşu, gırtlaktan çıkan sesi çıkarmak için tasarlanmıştır. Vurmalı ve klavyeli enstrumanlarda iki ses arasındaki geçişlerde kaybolan sesin dokuzda biri olan ‘koma’ sesleri dediğimiz sesler kemanda kaybolmaz. Tellerin frekansı, telin uzunluğuyla doğru orantılıdır. Yani tel uzunluğuyla telin titreşmesi bize anlamlı olan sesi (notayı) verir. Paganini’nin insanüstü sayılan 24 Caprice’i solo kemanın taklit edebildiği en muhteşem doğal ses kombinasyonudur. Ancak hem bestelendiği dönemde Liszt gibi anlaşılamamış, hem de çalınamamıştır. (bu eser dizisi Paganini’nin engizisyon tarafından ‘’bu besteleri bir insanın yapamayacağını,dolayısıyla kendisinin Şeytan’ın Kemancısı’’ olduğu gerekçesiyle mahkum edildiği eserdir) Günümüzde bu 24 solo eseri dinlemek hem biraz sabır hem de birikim ister. Opera ve aryalarda kadın sesinin kemana uyumu yüzünden seslerin, opera ve bağlı kültürü bilmeyenler ya da sağır olanlar tarafından tarafından ciyaklama olarak duyulmasının sebebi budur. Başka bir deyişle insanoğlu doğal sesleri taklit etmek için sadece enstruman yaratmamış, yarattığı enstrumanda tasarladığı duygusal dizilişi seslendirmek için doğal olan sesini de eğitmiştir. Eğitimin ve doğallığın yakalanmasında gelinen sonuç ise polifonik ( çoksesli) müziktir. Müzikte kalite konusuna hafiften giriş yapar gibi oldum ama bu yazıda buna girmem.
Yıllar önce müzik okulunda bir hayalet iken, Leyla Pamir’in ‘’Müzikte Geniş Soluklar’’ adlı kitabı elime geçmişti. Piyanist Ayşegül Sarıca’ya adanan bu kitap,Bach’tan başlayıp Schönberg’e kadar giden yaklaşık 350 yıllık bir serüveni kimi zaman sadece sıradan bir okurun anlayabileceği bir üslupla, kimi zaman da sadece çok ileri düzeyde müzik bilgisi olan ustalara analiz olsun üslubuyla yazılmış bir kitaptı. Sanırım aklıma bir gece ansızın geliveren müzik tanımı da bu kitabın bir sonucudur.
Müzik, ne yedi sesin sırayla ezberlenmesi, ne flüt çalmak, ne de turisti sevmektir. Müzik doğadaki sesin disipline edilmiş hali ve insanın ruhunda insandışı suretler bırakan bir mucizedir. Bazı bestecilere ait müzik tarihindeki kısa öyküleri de belki başka zaman yazarım.
Resim: J.S.Bach, Sonata für Violin solo, BMV 1001

2 kişi okudu cevap verdi..:
hmmm... hem komik, hem de faideli bilgiler içeriyor. güzel yazı :)
özellikle de flütünü toprağa gömen nice koçyiğitler tanımlaması pek şahane. ben de resim konusunda onlardanım. festivallerde defalarca ödül, derece almış, muhtemelen bir dahi (:P) olmama rağmen okul sırasında tarafıma zorla diretilen 19 mayıs resmi, 10 kasım resmi gibi resim olamayacak şeyler yüzünden, tuvalimi ve fırçamı denize atmışımdır. halen elime almak istemiyorum kendilerini, kırka az kalmasına rağmen. o derece soğumuşum!
eğitimde kompleksli öğretmenlerin ürünleriyiz. neyseki bana yeteneksizsin diyen bir öğretmenim vardı da hırsımdan işin peşini bırakmadım. ama şimdilerde bıraktım :)
Yorum Gönder
Sesli Düşün !