Vizyona sessiz sedasız gelip, sessiz sedasız giden ve hak ettiği övgüden nasibini alamamış filmlerden birini dün akşam bir tv kanalında yeniden izleme şansım oldu. Children of Men.(2006)
Alfonso Cuaron’un adını herkes duymamış olabilir. 'Harry Potter-Azkaban Tutsağı'nın yönetmeni ve o muhteşem 'Pan’ın Labirenti'nin yapımcısı Meksikalı yönetmenin Harry Potter’dan sonra böylesine bir iş çıkardığını görmek benim listemde ‘takip edilecek yönetmenler' bölümünde üst sıralara oturdu.
Günümüzden birkaç yıl sonrasının Britanyasında, ülkeye kaçak giren göçmenlere sokak köpeğinden beter davranıldığı ve hükümet ile göçmenler arasında savaş sürerken asıl sorunun kaç göç işi değil, bilinmeyen bir şekilde artık dünyada kadınların doğurma, erkeklerin üreme yeteneklerin olmadığı,18 yıl boyunca hiç çocuğun doğmadığı ve insan ırkının önümüzdeki bir kaç çeyrek yıl içinde sonun geleceği bir gezegenin ada portesi resmediliyor. En genç insanın (20’li yaşlarda ünlü bir şarkıcı) bir cinayete kurban gitmesiyle artık genç kuşak denen neslin kalmadığı, dünya üzerinde yaşayan insanlar için umudun tükendiği, savaşın ve kaosun hüküm sürdüğü zamanlarda film gerek politik gerekse ana tema itibariyle bir tür ‘’yetişkin’’ filmi havasında karamsar bir tablo çiziyor.
Amaçsızca ortada dolanan ve eski püskü tanıdıkları da olmasa kimin tarafında olduğunu çoktan unutmuş Theo’nun, eski sevgilisi ve yeni çete liderinin isteği üzerine Kee adlı siyahi kızı sınırdan geçirme serüveni, filmi bir bütün olarak izlediğimizde bir hollywood filminin klişe görüntülerinden çok uzağa, Alfonso Cuaron’un kamerasındaki etkin ve seçkin bir kaliteyi bize gösteriyor. Filmi izlerken bende biraz John Frankenheimer’ın The Year of the Gun (1991) tadı bırakıp, ister istemez her iki yönetmeninde adını anımsamam gerektiğini bana söyleten ama konu itibariyle birbirinden bağımsız çok farklı bir hava bırakan bir film.Kee’nin hamile olması onu dünya üzerindeki tek nitelikli insan yaparken aynı zamanda bir göçmen olması çetelerle ve hükümet arasındaki köşe kapmacada önemli bir politik yere oturtuyor. Zira doğacak bebek insan ırkının devamı için tek umut olacakken, göçmenler bebeği daha iyi bir dünya, hükümet ise soylu ve elit İngilterenin devamı ve tek varisi olarak görüyor. Bu çekişmenin cevabı finalde ve sadece görüntülerde saklı bana göre. Ancak spoiler olmaması açısında film hakkında çok fazla bilgi vermeyeceğim. Lakin özellikle yazmalıyım ki başrol oyuncularını bir yana koyup hayranlıkla izlediğim Michael Caine , marihuana satıcısı ve eski bir hippi olarak filmde resmen oyunculuk dersi veriyor.Bizde Son Umut adıyla gösterilen ve sessiz sedasız çekip giden bu filmi tv de izlemeyenler varsa dvd dükkanlarından alıp izlesinler derim ben bizzat şahsen kendim.

onerın ıcın tskler
YanıtlaSilbulursam kesın ızlıycem
film önerilerini seviyorum, sorarayı çok beğendim, bunu da en kısa zamanda izleyeceğim...
YanıtlaSilAkıl defterime kaydettim, en kısa zamanda izleyebilirim umarım, sevgiyle kal...
YanıtlaSil