Pages

29 Eylül 2010 Çarşamba

Şarküteri (Delicatessen-1991)

Apokaliptik, varolmayan bir zaman ve mekan..

Şimdilerde bu görselliği bilgisayar destekli yapıyorlar.Ama ne kadar yaparlarsa yapsınlar mekanın dünyaya ait bir yer ya da neresi olduğu yönünde ilk dakikada fikir sahibi oluveriyorsunuz.

Reklamcılıktan gelme iki yarım akıllı fransızın (Jean Pierre Jeunet/Marc Caro)1991’de yönettiği, bizde İstanbul Film Festivali sonrasında 1993 de vizyon şansı bulan Şarküteri (Delicatessen), yukarıda bahsettiğim türden ilk dakika izlenimi veren türden bir mekana sahip değil. Kaldı ki zaman ve mekan hakkında fikir vermemesi, (çünkü film aslında hiç varolmayan bir zaman mekana sahip) ana mekanın görsel olarak karanlık bir mahallenin Brooklyn tarzı binalarından birinden ibaret olması film hakkında harika bir tarz.Ancak Brooklyn tarzına sahip bina, dış çekimlerde seyircinin bilinçaltında binanın fiziksel varlığını hiçe sayıp varolmayan mekan şeklinde beliriyor.

Bu puslu karanlık atmosferde göğe yükselen binanın sakinleri kıtlık zamanları yaşamakta, diktatör yönetim ile kendilerine Trogloist adı veren ve yeraltında yaşayan isyancılar arasında bir tür içsavaş yaşanmaktadır.Binanın girşindeki kasap-ve aynı zamanda binanın yöneticisi- bina sakinlerini doyurmak için paranın kalmadığı bir yerde takas usülü ile et satmakta, takas edilecek mal kalmadığı zaman ise et ihtiyacının karşılamak için bina sakinlerinin yakınlarını feda ederek et ihtiyacını!! karşılamaktadır.Binada yeterli ihtiyar kalmadığını anladığında gazeteye ilan vererek ortalık işlerini yürütmesi için eleman arar. Makyaj yapmadan da komik bir surata sahip olan palyaço eskisi Louison ilana karşılık vererek bu tuhaf binada işe başlar ve kasabın ultra miyop ve içe kapanık kızı Julie’ye de aşık olur.Kasap işi iyice azıtıp delilik sınırlarını da geçerken trogloistler artık son darbeyi vurmanın hazırlığı içindedirler.Louison bir yandan acımasız kasabın satırından kurtulmaya çalışırken bir yandan da durumu kurtarmaya çalışıp Julie ile aşkını komik ve saf bir şekilde yaşamaya çalışacaktır.

Filmin yönetmenlerinden Jean Pierre Jeunet’i uluslararası bir üne kavuşturan filmler yabancı değil. İzleyici Jeunet’i, Amelie, Kayıp Nişanlı ve ABD’de tek kelime ingilizce bilmeden holivut için çektiği içler acısı Alien Ressurrection filmleriyle tanıyor.Şarküteri sinemasal anlamda bir dahilik ürünü olduğu gibi gerilim ve kahkaha dolu bir sistem eleştirisi. Diğer yönetmen Marc Caro, Jeunet ile birlikte Şarküteriden sonra aynı formata benzer ‘’Kayıp Çocuklar Şehri’’’ni çektikten sonra Jeunet ile yollarını ayırdı ve kendisinde pek haber alınamadı bir daha. En son bir iki yıl önce palyaço Louison’nun da oynadığı Dante 01 ile arz-ı endam etti ama pek ses getirmedi.

Film gerilimli bir atmosfere sahip olsa da aslında sistemini eleştirirken izleyiciyi sürekli gülümsetiyor.Daha çok masalımsı ve gerçeküstü bir havada geçen ve çoğu kez kahkahalarla kesilen akılcı sahneleri, tasarımın dijital efekt kullanılmadan doğal olarak çekilmiş olması, bina sakinlerinin kendine özgü gariplikleri ( intihar etmek isteyip bir türlü etmeyi başaramayan kadın, koyun sesi makinesi imalatçısı, salyangoz adam vs..) ve peşpeşe patlayan görsel espriler Şarküteriyi sinema da haklı ve olması gerektiği yere oturtuyor. Atmosferin oluşmasındaki önemli paylardan biri de İranlı görüntü yönetmeni Darius Khondji’ye ait. Darius Khondji’nin izleyip de beğenmediğim hiç bir çalışmasını hatırlamıyorum ki David Fincher’ın Panik Odası filminde de filmi yarıda bırakmasına karşın iyi bir iş çıkarmıştı.

Louison’u canlandıran Dominique Pinon Jeunet’in fetiş oyuncusu aslında. Şarküteri, Kayıp Çocuklar Şehri ve özellikle Amelie’de oynadığı komik psikopat sevgili rolüyle belleklere kazındı. Hain kasap Jean Claude Dreyfuss’u izleyici Autumn filminden anımsayabilir. Jeunet ve Caro filmin siyasi tavrında devrimci bir tavır sergiliyor. Kaldı ki trogloistleri canlandıranlardan biri de bir kaç saniye görünen Marc Caro’nun ta kendisi. Filmin gelişme bölümünde verilen müzikli sevişme sahnesi izleyiciyi gülmekten yerlere yatırırken, finaldeki su baskını, kasabın sonu ve Louison ile Julie’nin çatıda yaptıkarı o muhteşem güzellikteki çello-testere düeti Şarküteri’nin gerçeküstü unutulmazlarından.

Sinemada digital efektler olmadan muhteşem bir görsellik izlemek, gülmek-gerilmek (evet ikisi bir arada tek poşette) ve iki saatliğine sinema sanatına ortak olmak adına bir gecenizi ayırıp izleyin derim.

9 kişi okudu cevap verdi..:

anne kaleminden dedi ki...

amelie yi çok sevmiştim. bunu da ilk fırsatta izleyeceğim :)

öykü dedi ki...

Fransız fılmlerını sevıyorum..

cok dogal cekımler..
anı yakalayan bızden bıseylerı en yalın halıyle fılm olarak bıze sunan bı tarza sahıpler

bu fılmı de merak ettım
oldukca degısık bı konuya sahıp

ızlemek ısterım.

Syrakusa/Beter Böcek dedi ki...

Nihan hanım gerçekten çok keyif alacaksınız..

öykücüm ben de çok severim fransız filmlerini ama bu bir başka :)

Vız Gelir, Tırıs Gider (maskülen) dedi ki...

Öyle güzel anltmışsın ki bay Syrakusacığım izlemek şart oldu artık. keyifle izleyeceğime de eminim doğrusu. Teşekkürler...

Syrakusa/Beter Böcek dedi ki...

iyi seyirler maskülen :)

Sanat Notları dedi ki...

Kara mizah tarzında distopik br hikaye anladığım kadarıyla, bu da benim izlemem için yeterli bir sebep. Önerini not ediyorum:) dijital efektlerden arınmış olmasına bende memnun oldum, yalın ve konu odaklı filmlerin görselliğin içinde boğlulmadan duygulara hitap ettiğini düşünüyorum.

Syrakusa/Beter Böcek dedi ki...

önerimi dikkate aldığın için teşekkürler:)

Berna dedi ki...

A, bu filmi biz daha Ekin yokken izlemiştik eşimle. Oooo yıllar önce :))) Çok sevmiştik, çok ilginç sahneler vardı... Senin yazını okuyunca hatırladım bazılarını. Ama çok olmuş, yeniden izlemek istedim. Mekanlar müthişti!

Syrakusa/Beter Böcek dedi ki...

Yeniden izlemek ayrı bir keyif olacaktır mutlaka:)

Yorum Gönder

Sesli Düşün !