Pages

27 Aralık 2010 Pazartesi

Büyük Soygun

İtiraf ediyorum...Ben bir hırsızım.

Cumartesi günü Beter Böceğin kumbarasından bozuk para çaldım.

Sucu bütün parayı bozamadı. Halbuki paraüstü de gönder demiştim ama atlamışlar. Hayatta borçlu kalamam. Sevmem borçlu kalmayı. Yaşam tarzı olarak aldısı verdisine eşitbüyük yaşayan, yasal ve makul sınırlarda borçlanan, bugünden üç hamle ötesinin hesaplarını yapan bir yapım var. Cimrilikten iğrenirim ama hesapsız harcayamam. Keşke yapabilseydim. Yapanlar güzel olduğunu söylüyorlar.



Ellerim titreyerek steteskobu taktım ve kumbaranın şifresini bulmaya çalıştım. Sucu sabırsız. Git sonra gel ben sana para üstü getir demiştim deyip herifi savdım. Bir yandan da Eren’i yangözlerle kesiyor ve odasından gelmesin diye dua ediyordum. Bütün kasa yeteneklerimi ortaya koydum ama nafile. Açılmadı namussuz. Ben de en bilinen kumbara açma numarasını yapmaya karar verdim.



Ereeennn... Hadi oyun oynayalım sen bu kumbarayı al bana at bakalım tutabilecekmiyim.
Tüh tutamadım.. Kırıldı.
Ben sana yenisini alıcam söz bak.

Neyse ki oyun daha cazip gelmiş olacak, pek ses etmedi Beter Böcek.

Sucunun parasını ödedim, dökülen bozuklukları topladım torbaya koydum. Ama evin dedektifi müfettiş Gadget’tan bunu saklamam lazımdı. (eşim) Suç aletilerini ve kırık kumbarayı siyah bir poşete koyup kilere sakladım. Kumbaranın cesedi de kokmasın diye poşete biraz tuz koyup ortalığı temizledim, annesine ötmesin diye Beter Böceğe bir kaç çukulata verdim ve geceyarısının gelmesini beklemeye başladım.

Nihayet o sancılı saatler bitmişti. Ne kadar siyah giysi varsa giyip eldivenlerime kadar simsiyah oldum. Gözlüklerimin üstüne zorro maskesi de taktım ama pek iğreti durdu. Gözlüğü çıkarıp öyle taktım üstüne de gözlüğü yerleştirdim. Maymuna benzedim ama olsun, tedbirli olmak iyidir. Aynaya bakınca biraz korktum ama ses etmedim. Operadaki hayalet olsam napıcaktım sanki? Paltomu da giyince sıcaktan evin içinde kurdeşen dökmek üzereydim.Ev ahalisi derin bir uykuya dalmış, popolarında steril sinekler uçuşuyordu. Mikroplu sinekten hoşlanmam ben. Eve girenleri yakalayıp duş aldırıp öyle serbest bırakıyorum evin içine. Kimlik kartsız ve duşlanmıştır yazılı yaka kartsız dolaşmak yasak bizim evde. Parmak uçlarımda yürüyerek kilerin kapısını sessizce açtım. Poşeti alırken biraz hışırtı çıkınca eşim uyanır gibi oldu ama hemen odaya kaçıp kafamı saksıya sokup devekuşu taklidi yaptım da gizledim kendimi.

Poşeti alıp kapıya yollandım. Bundan sonra biri bana parkelerin cilalndığını önceden söylese iyi olacak! Kayıp düşünce öyle bir gürültü koptu ki eşim; ‘’noluyorr ! yatmadınmı daha körolasıca!! Diye söylenip durdu. Kalp krizi geçirecektim. ‘’Kapı çaldı ben baktım sen uyu yat iç kaç hem ambulansla hastaneye de gidilmezki ‘’ dedim. Mantıklı konuşsam daha çok uyanacaktı. Ben de saçmalayarak kendisini rüyada zannetmesini sağladım. ‘’ne hastanesi’’ diyince de tam kapıyı çekip çıkarken ‘’çapa aşağı haseki cerrah gurebba paşa’’ deyip nihayet çıktım evden.

Kapıyı çekip çıktıktan sonra ayakkabılarını giymeden evden çıkmış olan zavallı bir hırsızdım ben. Yağmur da sağanak yağarken fırtınaya dönüştü. Yeryüzünün bütün toprağı da üstüne gelse cinayet herzaman bir iz bırakır söz aklıma gelince irkildim ve titredim. Ama artık geri dönüşü yoktu. Bu poşetten kurtulacaktım. Tam o sırada apartmanın otomatiği sönünce birkaç merdiven düştüm ama kimse uyanmadı. Zorro maskemi düzeltip etrafı yarasa kesilerek dinledim. Asayiş berkemaldi. Dışarı çıktım.

Daha üç adım atmadan üç kilo su çekti benim çoraplar. Üç beş sokak köpeği de peşime takıldı.. Baktım gidecekleri yok, ben de onlara çoraplarımı koklattım. Dörtnala kaçtılar. Su geçirmeyen çorap yapsalar iyi olacak. Hiç düşünmezler ki, çorapla dışarı çıkmaya mecbur kalan zavallılar ne yapar ne eder.. Ayıp ayıp..

Kumbarayı çöpe atamazdım. En iyisi çocuk parkına gidip gömmekti. Yağmur hızladıkça gözlükler ıslanıyor önümü göremiyordum. Gözlüğü çıkardım. Bu sefer de hiç göremiyordum. Gecenin soğuğu ve sinsiliği bütün gizemiyle üzerime çökmüştü ve çakan şimşeklerle düşen yıldırımlar arasında korkusuzca ilerliyordum parka doğru. Şimşek çakınca kendi gölgemi görüyordum ve gölgem ayağa kalkıp sivri dişleri ve alevden gözleriyle elinde tuttuğu kanlı kumbara cesedini bana doğru uzatıyor kahkahalarla gülüyordu.Korkudan çişim geliyordu ama olsundu, kamuflem iyiydi ben de vakit kaybetmek istemiyordum. Siyah giysilerim beni saklıyordu. Beşinci şimşekten sonra pes ettim.

Nihayet parka gelmiştim. Parkın önünde bir adam dikilyordu. Besbelli ki o da kumbara kırmıştı ve ceset için gelmişti. Hemen saklanıp adamı kesmeye başladım. Adam put gibi duruyor belli bir mesafede gidip geliyordu. Düşünceli görünüyordu. Gözlükler olmadığından pek seçemiyordum ama gözbebekleri büyümüş, bir suçun altında eziliyor gibiydi sankim. Tilki adımlarıyla suları sıçrata sıçrata yanına gelip etrafı şöyle bir kestikten sonra hızlıca sordum:

Sende mi?
Ne?
Sende mi dedim?
Ne diyon hemşerim?
Yahu sende mi gömmeye geldin?
Neyi?
Cesedi?
Hangi cesedi?
Yahu anla işte??

Adam keskin gözlerle bana baktı. Ben de keskin gözlerle bakmak isterdim ama gözlüğüm olmadan baksam baksam kurbağa gibi bakabiliyordum. Üstelik yağmurdan sıçana dönmüş, ayakkabısız ve zorro maskeli biriydim.. Adam beni kolumdan tuttuğu gibi arkasındaki binaya soktu. Sonumun geldiğini anlamıştım. O da gömmeye gelmişti ama kumbarayı değil!! Kesin insan gömmeye gelmişti. Ve ben o gece gömeceği ikinci ceset olacaktım. Ama kolay teslim olmayacaktım. Gözlüklerimi taktım ve gözlerimi kapayıp ‘’Bu iş o kadar kolay değil gel hadi gelsene!! Gelsene!!!! diye bağırdım..

Bir sessizlik oldu. Kimse saldırmıyordu. Bir kaç saniye sessizlikten sonra hafifçe gözlerimi araladım. Etrafta bir sürü polis, telsiz sesleri ve meraklı bakışlar vardı. Çoraplarımın yarısı ayağımdan çıkmış halde etrafıma bakındım..

Burası neresi?

Semt karakolu hemşerim. Bu kılığın ne bu saatte nediyosun karakol bahçesinde? Ver bakiim o poşeti??

İlk karşılaştığım adam da nöbetçi memurmuş. Söylediklerim yüzünden bir ton ifade verdim, kılık kıyafetim yüzünden bakırköy ruh ve sinir hastanesine muayeneye yollandım. Doğduğum yeri yeniden görmek güzelmiş..

Sabaha karşı ekip aracıyla beni eve bıraktılar. Neyseki ev ahalisi uyanmamıştı.

Ulan sucu!! Ben sana para üstü getir demedim mi ulen!!

8 kişi okudu cevap verdi..:

  1. Hahaha, pek bi güzel yazmışsın, sabah sabah onca iş güç arasında satır satır okudum.

    Aferim bana...

    YanıtlaSil
  2. Gülmekten yorum yazamıyorum :)))) O kılığı kafamda canlandırırken öyle bir kahkaha atmışım ki, Ekin "noldu anne, neye gülüyorsun" diye sordu bana :)
    Depresif bir sabaha iyi geldi yazın :)

    YanıtlaSil
  3. hafta başı çok iyi geldi hahahaaaa :)))
    somurtuk suratımı gülümsemeye çevirdiğin için teşekkürler .:)

    YanıtlaSil
  4. valla ben bozuk para sıkıntısı yüzünden, çocuklara anahtarını ortada bıraktıkları cinsten, teneke bir kumbara aldım :))) anahtar kaybolsa bile törpüyle açılabiliyor ;))

    YanıtlaSil
  5. Bak bende harika bir kamera var, montajda biliyorum, gel bu maceralarını film yapalım ha nedersin Syrakusa. Recep İvedikin rekorunu kırmazsak noliim:)

    YanıtlaSil
  6. Sazan iyi geldi dimi :)
    Berna cumartesi günü bunu yazarken ben de çok güldüm :)
    Oytunla hayat, herkes pazartesi somurtur madem iyi geldi sevindim;)
    Müge , ben de istiyorum o kumbaradan. Bak başıma neler geldi :)
    Sinem oscar da alırmıyız ? :))

    YanıtlaSil
  7. Cep Aynası, 32 kısım tekmili birden :)

    YanıtlaSil

Sesli Düşün !