Yavuz Turgul’un adı seksenli yılların öncesinde pek bilinmezdi. Sadece sinema çevrelerince bilinir, kim olduğu ya da ne yaptığı hakkında pek fikir sahibi olan olmazdı. Toplumun, dahası o dönemin genç kuşağının seksenli yılların ikinci yarısında 12 Eylül sonrasında yeni yeni sosyalleşmeye, kültürel uyanışa geçmeye başladığı zamanlara gelir Turgul’un sinemasındaki iyiler..
Benim unutamadığım bir Muhsin Bey vardır örneğin. Şener Şen ve dönemin umut vaadeden Uğur Yücel’ini biraraya getiren bir umut ve ayakta kalma öyküsü, aynı zamanda kentin kalbur üstü ve İstanbul’u İstanbul yapan değerlerine karşı durulan bir saygı duruşuydu. Gölge Oyunu ise gösterime girdiğinde sadece Beyoğlu’nun post modern ve ağır duruşlu sinema klişelerine uyan salonlarında gösterilen avrupai bir dile sahip dramaydı. Yavuz Turgul’un fetiş oyuncusu Şener Şen’e eşlik eden Şevket Altuğ’u bakınca tanıyamadığımız bir sima ile (şimdilerde imaj diyorlar) birlikte izleyip, sonrasında Turgul’un adı daha bir kesin çizgilerle kazınıyordu bellek defterimize.. Sonrasında ise Türk Sineması’nın yerlerde süründüğü dönemde, doğru zamanda doğru noktaları gösteren ve yine bir Şener Şen destekli hikayeyle karşımıza çıkıp izleyiciyi salonlara çekmeyi başarıyordu : Eşkiya..
Yavuz Turgul’un hemen her filmi kent yaşamında iki tezatı karşı karşıya getirdi. İstanbul’un gerçek kokusu ve ruhunu hissetmemizi sağlayan Beyoğlu ve civarının arka sokaklarında yaşanan hayatları sürekli şaaşalı ve gösterişli burjuva hayatıyla yoğurarak bir anlamda bize yarı düşsel yarı gerçek istanbul masalları anlattı. Yukarıda saydığımız tüm filmler içinde Gölge Oyunu’nu bu tanımın biraz dışında bırakmak gerekir. Gölge oyunu, Beyoğlu’nun arka sokaklarında yaşayan iki ''tutunamayan''ın öyküsüydü.
Av Mevsimin’de de Turgul’un bütün bu özellklerini tekrar perdede görmek mümkün oldu. ‘’Baktığında göremiyorsan bakış açını değiştir’’ mantığına dayalı polisiye bir gerilimi hem yazıp hem yöneten Yavuz Turgul, açılış sekansını çok beğendiğim bir kareyle açıldı. ‘’yeryüzünün bütün toprağı üstüne örtülse de cinayet herzaman bir iz bırakır’’ diyen Shakespeare sözünü de arkasına alıp hikayesini destekleyen Turgul, filmin sade giriş ve gelişmelerinden yana kendi dilini anlatsa da , bu söze hakkını veren bir senaryoya sahip olamıyor ne yazık ki.. Filmi izlerken kurgusunu ve senaryosunu izleyicinin merak ve şüphe duygusu üzerine çalıştırsa da , ikinci yarının hemen ardından sonunu kestirebildiğimiz bir finale doğru yelken açmakla izleyiciyi az da olsa hayal kırıklığına uğratıyor.
Emeklilik yaşı gelmiş de geçmiş, tecrübeli ve saygın cinayet masası dedektifi ‘’Avcı’’ lakaplı Ferman ile, kendisinden sonra yerine geçecek olan ‘’Deli’’ lakaplı İdris’in yanına tesadüfen katılan antropoloji mezunu tez yazmayı sever çömez Hasan üçgeninde gelişen bir cinayet öyküsünde, polislerin meslek zorluklarına göndermeler yaparken bir yandan da polislerin aile hayatlarından da kesitler serpiştirerek ‘büyük kentte polis olmak’ meselesine de inceden inceden giriş yapan Turgul aslında bunu zekice kotararak bu cinayet hikayesinde sert polisi insani vasıflara büründürerek görselliğini zenginleştiriyor. Tüm filmlerinde ikili ilşkilerdeki çekişme kavga ve hırlaşmaları, hayata dair ne varsa tüm çıplaklığıyla veren Turgul, Av Mevsiminde de bunu ihmal etmiyor. Kent dışında sessiz sakin bir yerleşim yerindeki dere kenarında başlayıp, Beyoğlu’nun arka sokaklarında gelişip neredeyse ikinci yarıya yakın bir süre boyunca devam edip ipuçlarının vardığı noktada az önce bahsettiğimiz o şaaşalı yaşama giriş yapıyor ve buradaki en önemli kozunu ileri sürüyor Turgul: Battal Çolakzade.(Çetin Tekindor)
Şener Şen, tecrübeli, usta ve Turgul filmlerinde ne yapacağını bilen bir eda ile rolünün hakkını verirken bir yandan da zor ve hareketli bir rolü üstlenmiş olmanın verdiği zorlukla başa çıkmaya çalışıyor film boyunca. Canlandırdığı Ferman karakteri yorgun, bıkmış ve huzur isteyen köşesine çekilip anılarını ve saygınlığını yaşamak dileyen eski kurt olarak izleyicinin gözünde Şener Şen’in sinema dünyasında vardığı ve durması gerektiği noktayı da temsil ediyor bana göre..
Turgul'un mizanseni en çok da emekliye ayrılmış başka bir eski kurt olan polisi uğurladıkları toplantı sahnesinde kendini belli ediyor ve türkü sevmememe rağmen İdris'in önderliğinde başlayan karadeniz ezgisi (rahmetli Kazım Koyuncu'nun imiş o türkü) Turgul'un kadrajlarında hem görsel, hem de müzik ziyafetine dönüşüyor. Bu sahnenin kurgusunda kullanılan planların tasarımı ise Turgul'un tecrübesini ortaya koyuyor.‘’Deli’’ Lakaplı İdris, filmin en tehlikeli ve zor rollerinden biri. Gözü kara, kızdığında ne yapacağı belli olayan, duygusallığını deliliğiyle perdelemiş ve aile sorunları olan İdris’i canladıracak oyuncunun kırk fırın ekmek yemiş olması gerekir. Kırk fırın ekmek yemese de sinema tozu yalamış, sahne tozu yutmuş, daha önceki filmlerden drama oynamasa da gülmeden oynamayı başarabilmiş, kırk fırını olmayan ama kırk tane arabası olan Cem Yılmaz tarafından canlandırılan İdris karakterinde Yılmaz kendisinden beklenmeyecek bir performans sergileyip izleyicide ‘’başarmış’’ duygusu yaratırken rolünün bittiği o son sahnenin son saniyesindeki yüz ifadesiyle, rolünü stand-up larında sıkça kullandığı o komik mimikle bitirip sahneyi mahvedip çekip gidiyor.
Çömez polis Hasan, ruhları ve yüzleri kırışmış, yorgun ve sert kurtların sofrasında temiz yüzü ve üniversiteden fırlayıp gelmiş şivesi ile rolüne tam oturan bir mizansene sahip ve iyi bir seçim oluyor. Yılmaz’ın karşısında kendisini ezdirmeyen eski eş Asiye rolünde Melisa Sözen standart bir rolle izleyici karşısına çıkıyor.
Filmin diğer bir ustası Çetin Tekindor’un canlandırdığı Battal Çolakzade, Tekindor’un teatral tecrübesi ve sinema geçmişiyle birleştiğinde sadece Şener Şen’in karşısında durabildiği harika bir karaktere bürünmüş. Ancak senaryoda olan bazı amatörce sahneleri Tekindor bile kurtarmaya yetmiyor. Tüsiad toplantısı gibi bir toplantıda babasının kendisine ne öğüt verdiğini anlatıp ‘’öğüde uy 200 şirketin olsun’’ sahnesi filmin kötü sahnelerinden biri. ( Kutlayan da Cevat Çapan)
Ama en kötü sahnesi bu değil elbette. Sanat yönetmeni, sahne tasarımcısı ve asistanlar bazen idam edilmelidir.Lakin aşçı duruken domatesleri patatesleri suçlamak da ne derece doğru bilinmez ama film ekip işidir.
200 şirketi olan ve yılda dört milyar TL (eski telafuzla 4 katrilyon) cirosu olan bir imparatorluğun sahibinin saray yavrusu evinde, doktor dahil 150 çalışan dururken, bir telefonuyla emniyet teşkilatını bakanlara arattıran, üstelik de Çetin tekindor ve Şener Şen’in yalnızca ikisinin göründüğü eşine zor rastlanır bir karede , ingiliz porselenleri ve görkemli gümüş tepsilerle servis edilen beş çayının yanına aceleye getirilmiş ve altındaki beyaz kağıdı dahi çıkarılmamış bakkaldan alınma minik topkeklerin işi ne?

Ne güzel yazmışsın.. film değerlendirmelerini seviyorum.. eline sağlık..
YanıtlaSilTopkekleri ben de gördüm ve pes dedim :))
Amaninnn! O topkek diil bi kereeeem brownie yavruları onlar.aynı şeyi ben be farkettim.hatta 4 taneydi:)
YanıtlaSilbiz bı de bütün olaylar olmuş bitmiş elnde silahla bekleyen doktora güldük;)
ben herseye ragmen sevdim bu filmi:)
Harika bir eleştiri yazısı. Ne de çok fikir verdin. Eline sağlık:)
YanıtlaSilçok güzel bir değerlendirme olmuş.ne kadar dikkatlisiniz.ben filmi henüz izlemedim,ama izleseydim de o kekleri görmezdim.şimdi dikkat edeceğim. :)
YanıtlaSilçok istiyorum izlemeyi bu filmi... hayde sahnesini tv den izledim bayıldım, eline sağlık syrakusa :)
YanıtlaSilYorumlarınız için teşekkürler arkadaşlar. herşeye rağmen eline kamera alanın film çektiği bir alanda bir ustayı izlemek çok güzeldi..
YanıtlaSilBen de henüz izlemedim, ne zaman izlerim o da meçhul tabi :)) Çocuklu hayatımızda sinema=evde gece izlenen film 'e dönüşmüş durumda :))
YanıtlaSilTam bir sinemaseverin eleştiri yazısı olmuş bu, birçok önemli detayı barındırıyor. Eline sağlık :)
Yavuz Tugrul
YanıtlaSilaynı zamanda
eskı ask ı memnu nun nıhali
ıtır esen ın eşiymıs
gecen gun bı tv programında ızledım
cok guzel bı yazıydı syrakuzacım
film değerlendirmen harika olmuş!
YanıtlaSilYahu okumasamıydım acaba bu yazını, şimdi merak içinde gümüş tepsilerde ikram edilen top keklerin olduğu sahneyi bekleyeceğim:)ve o sahneyi gördüğüm an aklıma sen ve bu yazı gelecek:)
YanıtlaSilKalemine sağlık...
Gülay aynen öyle, izlerken ben de top kek sahnesini bekleyeceğim galiba :))) Bozdun bütün film konsantrasyonumuzu Syrakusa :P
YanıtlaSilSanırım ustalar artık son yapıtlarını veriyorlar gibime geliyor benim.
YanıtlaSilKek sahnesi içinse... Pardon yahu :))