Pages

29 Ocak 2010 Cuma

The Office - IV (Final)

Bloğunu takip ettiğim Aydan Atlayan Kedi’nin son yazısı , aklıma sonunu yazmayı sürekli ertelediğim The Office dizimi getirdi. Ben de artık sonlandırmaya karar verirken iki örnek verip ‘’ The Son’’ diyeyim artık .
Birincisi çalışanlar ve patronlar üzerine :

Büyük bir şirket CEO’su New York’u gökyüzünden görmek ister ve bir balon kiralayıp elde pusula ile havalanıp dolaşmaya başlar. Ansızın çıkan fırtına yüzünde balonun hakimiyetini kaybeder ve elindeki pusulayı da düşürür . Çaresizce New York’un tepesinde sürüklenmeye başlar.

Bir gökdelenin çatısının üstünden geçerken çatıda sigara içen birini görür ve seslenir :

- Heeeyyy !! Ben nerdeyim ???

Çatıdaki cevap verir :

-  Bir balonun içinde yerden 200 metre yükseklikte savrulup duruyorsun !! ..

CEO söylenir :

- Sen mühendismisin ?

- Evet .. Nerden anladın ?

- Cevabın teknik olarak %100 doğru ama hiç bir bokuma yaramıyor da ordan !

Çatıdaki yanıtlar :

- Sen CEO musun ?

- Evet nerden bildin ?

- Gökyüzünde bir bolunun içinde pusulasız çaresiz ve sefil durumdasın ve bütün bundan şimdi ben sorumlu oldum öyle mi ? !!


Ofis herzaman astla üstün birbirini suçladığı klimalarla ısıtılan yapay bir savaş alanı olmaya devam edecektir .


Bitirmeden önce bir de kendi işimle ilgili yazayım ve noktalayayım :

Çoban´ın biri dere kenarında koyunlarını otlatıyormuş Tam o anda, yanına bir

Cherokee Jeep yanaşmış Brioni gömlek, Cerruti ayakkabılar giyen, Ray-Ban gözlüklü ve YSL kravatlı bir sürücü aşağıya inmiş ve çobana sormuş :

- Eğer kaç tane koyunun olduğunu bilirsem bana onlardan bir tanesini verir misin?

Çoban bir adama birde koyunlarına bakmış,

- Tamam

diye cevap vermiş Genç adam arabasını park etmiş, telefonunu bilgisayarına bağlamış bir NASA sitesine girmiş, GPS´ini kullanarak yeri taramış, bir database ve logaritma ile doldurulmuş 60 excel

tablosunu açmış ve 150 sayfalık bir rapor basmış Çobana dönmüş,

- Tam olarak 1586 adet koyunun var demiş Çoban

- Doğru

diye cevap vermiş,

- Koyunumu alabilirsin

Genç adam koyunu almış ve jeep´inin arkasına koymuş Bu sefer çoban genç adama dönmüş,

- Eğer senin ne iş yaptığını bilirsem koyunumu geri verirmisin?

diye sormuş Adam,

- Evet neden olmasın

diye yanıtlamış

- Sen Dunya Bankasi´nda Danışmansın

demiş çoban . Adam sormuş,

- Nasıl oldu da bildin?

Çoban

- Çok basit

diye cevap vermiş

- Buraya çağrılmadan geldin, bu bir İkincisi benim bildiğim bir şeyi bana söylemek için benden bir koyunumu istedin Üçüncüsü yaptığın hiçbir şeyden anlamıyorsun. Çünkü köpeğimi aldın!


BİTTİ

27 Ocak 2010 Çarşamba

Annemin Hatıralarının Resmi Geçit Töreni

Annem dün beni arayarak , evine çağırdı . Sokağa girdiğimde pencerede beni görünce sanırım yaşlı olduğu için artık 38 yaşında olduğumu unutmuş olacak ki beni hala 6 yaşında bir çocuğu çağırır gibi çağırdı eve.


''Akşam oldu Baban gelecek gir içeri artık körolmayasıca !''
'' Babam öldü anne''
Diyemedim.

Çaresiz , gücenmesin inansın diye mahallenin ortasında tepinerek ''bana ne bana ne gelmiicem işte'' diye bağırıp cümle aleme kendimi rezil edip girdim içeri .

Dün gece rüyasında görmüş , gençliğindeki kirlenmemiş İstanbul’un ve hatıralarındaki resimlerin gözünün önünden geçip ona şapka çıkarmış. Benden o resimleri blogda yayınlamamı istedi.

Ama bir şartla diye de ekledim :
''Konu komşuya dağıtayım diye aşure tepsisini elime tutuşturursan yayınlamam''
Güldü ..

Blog bugün annemin..
İdare ediverin ..














25 Ocak 2010 Pazartesi

Gece Nöbet ve Bizim Hayaller


Gece ..
Uyku zamanı . Kimileri içinse hayatın başlangıcı. Kimileri yaşadığı yeri hç uyumayan kente dönüştürür , kimi ise zombieland’e.

Gece ..
Tekinsiz soğukların cirit attığı tarla. Köpeklerin bile kendi seslerinden korkup ulumaya korktuğu , yağmur’un huzursuzca yere düştüğü an.

Gece..
Uyuyanların başucunda kaybettikleri insanların kendilerini izlediğini bilmeden uyudukları an.

Gece..
Sessiz ve eşyaların can bulduğu ama senin bunu bilmediğin bir roman.

Gece..
Kimsesiz saatlerin ağlaştığı ve akrebin yelkovanı terkettiği koyu siyah bir küfür.

Gece..
Tek başına fırtınalar koparırken başka bir kennte usulcs ilerleyen zaman.

Gece..
Sevişilen ya da arka dönülüp uyurmuş gibi yapılan bir gözyaşı havuzu.

Gece..
Yapay sıcaklık yayan bir battaniyenin üstüne saldıran soğuk.

Gece..
Rüyanın kemikten ayrıldığı ve ortalığı düş kapanından sakınan bir ova.

Gece..
Ay’ın uluduğu an.

Gece..

Sis.

Köpek.

Zaman.

Mekan.

22 Ocak 2010 Cuma

24 Hours Bach / Bobby Mc Ferrin- Live

20 Ocak 2010 Çarşamba

Mesleki Reaksiyon ve Perde Arkaları

Reklamlardaki kıyak , sahte güleryüzlü ve müşteriye özel yaltaklanmalardan sıkılanlar ! Alın size reklamlarda yumuşatılmış mesleki mesajlar :

- Bankalar siz fatura ödeyin diye kurulmamıştır. Fatura almayan bankalara ‘’niye almıyonuz?’’ diye sormanız zeka seviyenizi kayıt altına alıp size hesap açmamamız için yeterli kriterdir.

- Tatile çıkmış bir bankacıyla tanışır tanışmaz ‘’dolara ne faiz veriyorsunuz’’ diye sormayın . Tatile bu sorudan kaçmak için çıkarız ve mayomuzun içinde faiz gelir listesi taşımıyoruz.

- 7/24 müşteri hizmetlerinde saat 23.00 den sonra çalışanlar Bankacı değil part time ünv.öğrencileridir. İşiniz sizin yüzünüzden olmadı diye ‘’ben avukatım , ben de bankacıyım’’ deyip kanun nizam ahkamı kesmeyin ! karşınızdaki sizi radyoda arkası yarın dinler gibi dinliyor .

- Bir bankadan kredi almak için önce o paraya ihtiyacınız olmadığını kanıtlayın ! Bankaya kesik atarsanız neleri haczedeceğimizi bilelim. Malvarlığınızı dökün bakalım kağıda...

- Kredi kartından çekeceğiniz her kuruş siz ödeyemeyin diye size ihsan edilir. Bedava uçak bileti için 22.000 lira harcamanız gerektiğini bilmeden hırsa kapılanlar , uçağa beleşe binemediği gibi evin önündeki arabanın arkasına ‘’hacizlidir’’ etiketi takarlar.

- ATM leri tekmelemeniz size kartınızı geri vermez. Ortopedistinize para kazandırır.

- Saat beşte kapı kapanır. Bizim saatlerimiz Big Ban’a ayarlı . Sizin saatinizin 16.55 i göstermesi bizi ilgilendirmez.

- ATM den aldığınız makbuzu 2 saniye sonra yere atacaksanız cehennemde yanmanız için gerekli başvuru tarafımızca online yapılacaktır.

- Sırf Bankanın yanında dükkanınız var diye her istediğinizde paranızı bozamayız. Darphaneye başvurun ya da kendi müşterinizi kaybedin bize ne !

- Banka bilgisayarları her boku gösteren cihazlar değildir. Sizden TC kimlik numaranızı istediğimizde tembelliği bırakıp kimliğinizi verin ! Gözünüzle pc yi gösterip ‘’ o göstermiyormu ‘’ diye soranlar sıranın arkasına yönlendirilir.

- Sıra numarası makinesinden peşpeşe 6 tane numara alanların parmak izleri emniyete bildirilir.

- Reklamlara inanmanız için reklam şirketlerine trilyon döküyoruz. Bu yazı ise beleş . hangisine inanacağınız size kalmış .

Not : Bu yazı tamamen hayal ürünüdür ve mizah amaçlı yazılmıştır.. Gerçek kurumlarla ilgisi yoktur.


19 Ocak 2010 Salı

The Office / Bölüm III – Zort Man



Öğle yemeği , büyük kentlerdeki koşturmacanın sessiz tanığıdır. Miden ise çekeceğin cefanın emektar anası . Ofis insanlarına tanınan 1 saatlik havalandırma özgürlüğünde yemek vaktinden çalarak alışveriş merkezlerine gidebilir , maaşınla alamayacağın kıyafetlere bakar , alacakmış gibi orasını burasını beğenmeyerek kendini avutursun . Erkek türleri genellikle elektronik mağazalarına dadanır , ve yine maaşlarıyla alamayacakları cihazlara osuruktan bir kulp takarak görevli satıcıyı boş yere meşgul eder ve eve dönerek babadan kalma Comodore 64’den hallice bilgisayarını kullanmaya devam eder. Şansı varsa bir sandviçle sefil midesini de dönüş yolunda sevindirir.

Ofis insanlarının hepsi gerçek kentsel koşturmacanın Wall Street bozması hayatımıza yakışan insanlar değildir. İlk bölümde ofis kadınları hakkında atıp tuttuğum için bu sefer ofisin kıytırık zırtapoz erkek insanlarından bahsedip eşitliği sağlamak lazım .

Genellikle birinin tanıdığıdır ve son ütücü olması gerekirken hatıra binaen buna bir iş verilmiştir. Varoştan daha iyi beldelerde yaşayamaz. DNA sı uygun değildir. Bekardır ve köyünden çıkıp geldikten sonra üstünde eğreti duran kravatını gevşeterek , sigara molasında maç konuşup evini yanındaki kahvenin önünde takım elbisesiyle kendi gibilerle takılarak ve sübyancı pezevenk Cengiz Kurtoğlu’nun hala bıkmadan sulandığı liseli sevgilisini dinleyerek vaktini bok yere öldürürken , köydeki anası da ona helal süt emmiş kız bakmaktadır.

Herkese tanısın tanımasın laf atar. Gökdelen de büyükbaşlar hariç herkes abi ve abladır. Ofisin en popüler hatununa kesiktir ama olay aşktan çok salya akıtmaktan öteye gitmez.Çünkü köyündeki abazangillerden ibraam’ın kızıda büyümüş ve anası onu sözlemiştir

Maaşından daha pahalı bir cep telefonu vardır ve o telefon övüneceği tek şeydir. Ama özelliklerinin çoğundan habersizdir ve hiç bir zaman kontörü yoktur. Uyanık kaldığı zamanlarda telefonsuz yaşayamaz ve sürekli elinde tuşlara basıp dururken çok önemli bir iş yapıyormuş görüntüsü çizmeye çalışır. Kenar mahallenin dilberi sevgilisine Türkçeyi katleden mesajlar çeker. Sürekli köyünü özler ama istanbul’un kızlarından vazgeçip de bir türlü siktir olup gitmez. Fotomaç okuyabildiği dahası anlayabildiği tek gazetedir. Sevgilisi olan trikotajcı dilberle Taksim’de dolanırken hiç bir aktiviteye katılmaz. Sinema tiyatro onda gaz yapar. İstiklal caddesinde diğer hatunlara yan göz yaparken sevgilisinin boynuna sarılarak öyle bir sıkmıştır ki , dilberin kan dolaşımını engeller. Tatil günlerinde bile kot , spor giysi giymezler. Kumaş pantolon ve beyaz gömlek giyip göğüs kıl şovu delikanlı işidir. Ayakkabıları boyalıdır ama çoraplar beyazdır. Yanındaki dilberi maallesine bıraktıktan sonra , pembe panjur demode olduğundan beri 94 model şahine binip mahallesinin sokaklarında arabadan daha pahalı teçhizatıyla cengiz abisini 450 watt pioneer la anırtarak gece yarılarına kadar dolanır. Arabayı kullanırken sürücü koltuğunda sağa ya da sola 45 derece yatıp , tek elle direksiyon çevirirken vites koluna taktığı tespih bozulmasın diye birinci viteste 5000 devirle gider. Ayakkabıları sivri uçlu ve çizme olduğunda 42 numara ayakları doğal olarak 55 numaraymış gibi görünür.

Ofisin bir yemekhanesi varsa kesin yemekçileri kafalamıştır . Tavuğun derisiyle gerisini yediğinde kendini fasulyeden eleman sanır. Yemekhane yoksa yarım döner – ayran ikilisini ağzında çiğnerken yanındakine köyünün ekmeğinin hiç bayatlamadığını ve içine tereyağı sürüp yemenin keyfinden bahseder. Büyük kentin fırınında pişen ekmeği yer ama beğenmez. Ona göre büyük kente güven olmaz . Ekmeğine de. Kızına da suyuna da . Ancak büyük kentin de onu çok umursamayıp 5 vakte kadar geldiği yere iadeli taahhütlü geri göndereceğinden habersizdir.

İnsan kaymaklarında mevcut sicil dosyasında cracklenmiş orjinalinden taklit korsan ofis insanı olarak kayıtlı , acilen sheltoxla müdahale etmesi gereken , kentsel yaşamda yerleri olmayıp dayısının yüzünden virüs gibi içimize sızan office erkekleri gerçek kalifiye elemanlardan bu şakilde ayırd edilerek National Ofiiceografig’de türünün gerçek örneklerini böyle kirletir.

III. Bölümün sonu.

18 Ocak 2010 Pazartesi

Edward A.Jr.

Hiçbir şey goründüğü kadar kolay değildir.
Her şey düşünüldüğünden daha fazla zaman alır.
Eğer birkaç şeyin ters gitme olasılığı varsa en fazla zarar verebilecek olan ters gidecektir.
Bir işte ters gidebilecek dört yol gorüyorsanız ve bunları başarıyla atlatırsanız o zaman beşinci bir ters yol olduğunu göreceksiniz.
Her şeyi kendi haline bırakırsanız kotü de en kotüye kayar.
Ne zaman bir şey yapmaya kalksanız başka bir şeylerin daha önce yapılmış olması gerektiğini görürsünüz.
Her çözüm yeni sorunlar doğurur.
Hiç bir şeyi kazadan beladan uzak tutmak mümkün değildir çünkü aptallar öyle beceriklidir ki...
Doğa her zaman gizli rüzgar değişikleriyle taraf tutar.
Doğa ananın kimin anası olduğu pek belli değildir.
Toleranslar tek yönlü olarak maksimum zorluğun olduğu noktaya doğru birikir.
Bir proje 'n' tane uzman gerektiriyorsa her zaman 'n-l' tane uzman bulunur.
Bir motor yanlış yöne döner.Otomatik arıza giderici devre öteki devreleri tahrip eder.
Hızlı devreye giren bir sigortanın koruduğu bir transistör en önce atan sigortayı korumaktadır.
Bir başarısızlık ancak son kontrol yapıldıktan sonra ortaya çıkar.
İşe alınan bir uzman ya da satın alınan bir araç uzunca bir süre yeterli gözükür; ta ki son kontrol yapılana dek.
Ancak bir kapağı açmak için üzerindeki 16 vidanın sonuncusunu çıkardıktan sonra yanlış kapağı açtığınızı fark edersiniz.
Bir kapak 16 vidayla iyice sıkıştırıldıktan sonra contalann takılmadığı fark edilir.
Bir alet toparlanıp kapağı kapatıldıktan sonra dışarda parça kaldığı fark edilir.


15 Ocak 2010 Cuma

The Office / Bölüm II - Mesai



Saat sekiz buçuk olmuştur. Öyle olduğunu bilmek için saate bakmaya gerek duymazsın . Çünkü gözünün 30 santim önündeki bilgisayarın sağ alt köşesinde duran saat durmadan gözüne girmektedir. Saat dokuz olunca da saate bakmadan bilebilirsin çünkü müdürler hep yarım saat geç gelir.


Soru : Müdürmüdürmüdür ?

Cevap : Yesss Sir ! sepet efendim evet efendimm !!

Tepki : praavooo !

Günlük yalakalığını yaptıktan sonra baş selamı çakıp yerine oturan ofis insanı gibisi yoktur. Artık müdürün gözünde 5 dakika daha internet gazetesindeki çıplak kadınlara göz atma hakkını kazanmıştır.

Kel simit bitmiş , tükürüklü çay yutulmuş ve internet gazetesindeki hatuna sulanılmış halde artık işe girişme vakti gelmiştir.

Feci bir boğuşma başlar .

Word,Excel,Access,Mail,Lokal sistemler,telefonlar,fakslar, karşındaki mesai arkadaşın , arkandaki mesai arkadaşın , cep telefonun ve windoffs medya player ... hepsi aynı anda hayatına dahil olmuştur. Kimse birbirinin söylediğini duymamakta , herkes elindeki programlı işleri yetiştirmek için dil dışarda salya akıtarak harıldamakta ve her seferinde bişeyler ters gitmektedir. Çünkü kimse saatlerini ayarladıktan sonra operasyon başlayınca bir daha saatine bakmamıştır. Yani ofis yaşamı B sınıfı video filmlerine pek benzemez.

Sigara içesin ve işeyesin gelmiş olmasına rağmen ekrana son bir kelime daha girebilmek için ve telefonda söylenip duran herife yardım edebilmek için kendini feda etmeye devam edersin.. Ve telefonun öbür ucundaki herifin bundan haberi yoktur.

Nikotinsizlikten beynin dönmüş ve önündeki ekranı ters görmeye başlayıp donuna iki damla kaçırmış olmanın verdiği uyarıyla aniden ayağa fırlayıp kendini dışarı atarsın . Sabahki asansöre binmek için kapı açıldığında tıpkı sana benzeyen ve kanlı gözlerle bir an önce sigarasına kavuşmak için can atan diğer bir ofis canlısı kabinin içinde sana bakmaktadır. Birlikte sıfırıncı kata inerken kanlı gözlerle süzmeye devam edip salyalarını toplarsın .

Yarısını rüzgarın içtiği sigaranın peşine bir tane daha ekleme fırsatı bulanlar ne mesut ne bahtiyar insanlardır !

Ciğerleri kasap havası mutluluğunda koltuğuna dönüş vakti gelip çatmış ve sen ofisten içeri girdiğinde telefonuna cevap vermekten usanmış ve sana gıcık arkadaşının gözüne soktuğu arayanlar listesine göz atar ve devam edersin.

Mail kutun sana benzer. Nasıl biriysen mail kutunda birikenler de öyle olur. Yanlışlıkla toplu halde gönderilen ‘’ bu mesajı 10 kişiye göndermezsen ibne olursun’’ başlık maillerden hoşlanmıyorsan mail kutunda sadece iş mailleri olacak ve işsiz güçsüz gerizekalıların bir numaralı oyuncağı olan müzik eşliğinde power pointte yapılmış güllü dallı şiir ve güzel sözler maili okunmadan silinecektir.

Saate bakmadan öğle olduğunu anlarsın . Çünkü kel simidinin tokluk verme etkisi kaybolmuş ve miden guruldamaya başlamıştır. Yavaş yavaş yemeğe çıkma vakti kıçına batmakta ve yemek biletlerini kontrol ederek bugün ne yiyeceğine karar vermek zorundasındır.

II. Bölüm sonu .

14 Ocak 2010 Perşembe

The Office / Bölüm I




TNT deki diziden bahsetmiyorum . Micropsoft’un yazılımından da bahsetmiyorum . Ofis yaşamının monotonluğu ve ofisteki insan türlerinden bahsediyorum . Bugün ofis insanlarına takığım idare edin .


Ofis insanı olabilmeniz için gereki olan ilk şey , bir kordona bağlanmış yaka kartına sahip olmaktır. Aslında o kart yakaya takılır ama ya boynuna asarsın ya da erkek türleri kemerine takar. Kimse kıskacından yakasına iliştirmez. Kartın ilk görevi çalıştığın gökdelenin mensubu olduğunu kapıdaki şerif’e bildirmektir. Kartın yoksa o kasaba da pek sevilmez her an arkandan vurulabilirsin . Diğer görevi ise ofise çıkan asansöre girebilmek için geçmek gereken turnikeden geçmeni sağlar. Tavsiyem kartı okutup göbeğinizin altı ile turnike demirini hemen itmemekten yanadır. Ellerinizi kullanmanız tavsiye olunur. Çünkü eğer otomasyon o gün ağır çalışıyorsa demir hareket etmeyecek ve sen hareket edecek sanıp hızla itince muhtemelen bir daha çocuk sahibi olamayacak , sadece işemeye gidebileceksindir.

Takımları takmadan turnikeden geçmeden önce, önünde bavul tipli çantası olan bir kadın çalışan olmamasına dikkat etmelisin . Çünkü o birinci sınıf tek hücreli binadan girmeden önce kartını çantasından çıkarıp eline almayı ‘’doğal olarak’’ düşünemeyeceğinden , çantasını turnikeye okutmaya çalışmakta ve arkasında tespih boncuğu gibi dizilen kalabalığı umursamamaktadır. Bu tiplere genellikle ‘’yeni aldığı giysiyi diğer dişilere göstermek için işe gelen’’ personel denir. Yaptığı işle pek alakası yoktur ve onu her sigara içmeye indiğinde kulağına cep telefonu yapışmış halde boş konuşurken görebilirsin .

Turnikeden geçtin mi işin ilk kısmı alatılmış demektir. Ve eğer mesai başlangıcından 15 dakika önce geldiysen rahatça asansöre binip ofisine gidebilrsin . Yok eğer bir şekilde geç kalmış ve mesai başlangıç saatinde binaya girmişsen o zaman belediye otobüsüne rahmet okutacak bir asansöre biniş macerasına hazırlanmalı , kopacak düğmeleri çevirerek sıkılaştırmalı , o kalabalıkta daracık kabinin içinde yanlışlıkla elleyeceğin popolar için özürlerini hazırlamalısın .

Asansör hareket etmeden önce kapı tam kapanmak üzereyken , kapıya yakın duran hıyar , kapıdan yeni girmiş ve üstte anlattığımız evrelerden geçmemiş tanıdığı asansöre binsin diye durmadan elini kapıya doğru uzatır. Bu durumda ilahi bir gücün kapıyı aniden kapatmasını ya da kapının kısa devre yapıp yukarı çıkarak kolun yarısını koparıp 80’li yılların katil asansör filminden sahne çalmasını dileyerek bekleme zamanını değerlendirebilirsin .

İstihap haddi 13 kişi olan ve max. 1000 kg. taşıyabilen kabine binen 14. kişi , asansörün alarmını çalıştıracaktır. Ve eğer bu kişi balık etliden biraz daha fazlası ise ağlayarak asansörden inecek ve ‘’ tanrım beni zayıflatmıyorsun bari asansördekileri şişmanlat’’ duası eşliğinde yeni bir asansör bekleyecektir.

Veee nihayet asansör hareket eder. Ofis kurallarına göre ilk katta inecek kişi herzaman açgözlülüğünden dolayı asansöre ilk binen olmuştur ve birinci kata merdivenle çıkmayıp asansöre bindiği yetmezmiş gibi bir de önünde duran 12 kişinin inip kendisine yol vermesi yüzünden kendisine 6 ay yetecek küfürle dolu bir servetin sahibi olmuştur. Üstelik inenlerin yeniden binme aşaması aynen yukarıda anlatıldığı gibi olacaktır.

Aldığın simit bayatlamış , gömleğinin düğmesi kopmuş , çorabın , keyfin ve uykun kaçmış halde ter içinde ofisin bulunduğu katta duran asansörün kapıları iki yana açıldığında , romantik bir filmin finalindeymiş hissine kapılırsın . Kasvetli bir ışığa yürüyüş’ün ardından cennet kapılarının açılması gibi gelir sana o an. İnersin .

Ters dönmüş kravatını düzelttikten sonra masana oturmadan önce ofisin ortasına uluorta bir günaydın salladıktan sonra , kargaşadan susamları dökülmüş kel simidini yer , muhtemelen senden daha erken geldiği için çaydanlığa türkürmüş olan çaycının yaptığı çayı içersin . Bu işlemi 17 yıl boyunca tekrarlarsan miden bir daha simit ve poğaçanın dışında herhangi bir besini kabul etmeyecek , yararlı ne varsa kusarak ofis yaşamına ihanet etmeyeceksindir.

I. bölümün sonu ..





11 Ocak 2010 Pazartesi

Her haltı bilmemeniz tavsiye olunur !







İkibinli yılların başlangıcından bu yana hep aynı leylek laklaklarını okuyoruz.
‘’Küçülen dünya’’
‘’Teknolojik kolaylıklar’’
‘’Bilgiye ulaşma’’
‘’Bilmek’’
‘’Haberdar olmak’’
‘’Bildiğini sanmak’’
‘’Bildiğini okuyup sefil olmak’’

‘’Her eve lazım’’ olmayan ! bilgisayarlar sayesinde herkes gezmeden seyyah okumadan alim oldu çıktı anasını satayım . Ne merak ettiysen aç interneti oku. Sonra da bildiğini san .

Bildiğini sanmak neyse de , artık bu geri kalmış ülkenin çok sesli maydanoz beyinlileri ota boka yorum yapar oldu . Hem de her konuda. Artık herkes doktor , herkes mühendis , alayımız yazar , bicümlemiz okur , tamamımız herşeyi bilen !

Hangi konuda araştırırsan araştır , herkes ahkam kesiyor , herkes herşeyi biliyor . Bildiğini sanmakla kalmayıp ‘’ bir bilene’’ müdahale etmiyor mu adamın cinleri tepesine çıkıyor.

Doktora bile karışan var !

‘’Öyle kesme böyle kes. Dalağı al böbrek kalsın ..’’

‘’O ilaç yaramıyor bana ben o hapı yutmak istemiyorum !’’

Ulan gerizekalı kereste ! Köyünde sığır tüccarlığı yaparken sağlık ocağında da böyle konuşuyıordun di mi ! Sen saman ve bok karışımı beynin zaten hapı yutmuş , tıp ne yapsın ? 35 sene tıp okuyan birine ahkam keseceksen siktir git kendi kendini tedavi et. Ben doktor değilim ama olsaydım hastaların yarısını kovardım .

‘’Bu bina böyle mi yapılır yaa ??’’

Nasıl yapılır hazreti öküz ? Sen söyle ? Pek bir kalas gibisin zaten , beton iskeletine seni koyalım da sağlam olsun bina !

Türklerin eline pc ver gerisini onlara bırak ey meslek-i erkan ! Başlarına bişey gelince yardım etme , onlar bakar başının çaresine .. Gogıl’a derdini yazar derman bulur. Akşama kadar yemek yapıp evde oturan ev kadını bile uzman kesildi başımıza .. Gir bir foruma kes bir buçuk tereyağlı ahkamları .. İnternetten ezberlediğin magazin malı cümleleri de kendininmiş gibi yaz .. Çok sever bizim millet magazini.

Bitti mi ?
Bitmedi.

Şimdi sıra kamusal , kurumsal , mesleksel , endütriyel ve bilimum grupların ‘’ taşın altına elini sokmadıkları’’ çok modern söylemlerine ..

Bisiktirol forte ! Kıçınızın kıllarını dökmeye ‘’ yardımcı olur’’ !
Bak !
Kılları dökeni yok bunun dökmeye yardımcı olanı var.
Biz kılları kesin döker demedik . ‘’ Yardımcı olur’’ dedik . olmadıya bizim suçumuz değil .
Dişlerinizi beyazlatmaya yardımcı olur !
Kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olur!
Halıları temizlemeye yardımcı olur.

Yardım etmeden kesin çözüm üreteni yok mu ? Parası neyse veririk abey ?
Yok !
Yardımcı olur !

Sadece satılan ürünlerin yardımcı olması değil küfür ettiğim , iyileşmek için gittiğimiz doktor bile tedavi yöntemini uygulamıyor . ‘’tavsiye ediyor ‘’ !

‘’Böbreğinizin biri buruşmuş aldırmanızı tavisye ediyorum ‘’
Nasıl lan ? Nedemek tavsiye ediyorsun ?
Alınacaksa alınacak kardeşim ..

3000 yıllık tıbbın geldiği nokta bu mu ?
Tavsiye mi ?
Yok mu memlekette taşaklı bir hekim ?

Hastayı karşısına alıp iyileştirecek , ‘’tavsiye etmeden’’ kodumu oturtturacak işini bilen bir hipokratsever yok mu ?

Doktor tavsiye etmez kardreşim ! kesin konuşur !
Bu kadar mı cicili bicili çok modern , post modern olduk şu osuruk memlekette ?

Bu konduyu buraya kondurmamanızı tavsiye ediyoruz . İmza belediye .
Gazetenin 3. sayfa haberi : Sel evi yıktı 5 kişi geberdi.
Bak şu allahın işine !

Tavsiye edilen ilacı almayıp kendi bildiğini içen , tavsiye edilmeyen yere kondu yapıp sele karışan , binanın planını bozup kaçak kat çıkıp çökünce altında kalanlar .. Gogıla ara deyip bulduğunu okuyunca bildiğini sananlar , 3. dünya ülkesinin bir bok bilmeyenleri ! Okuyun bunu tavsiye ederim ..








7 Ocak 2010 Perşembe

Ben&Civilization

Bütün tanıdıklar bilir.


Trilyon çıkınca 2 yıllığına Yeni Zellanda’ya gidicem . Maymunlarla iki yıl yaşayıp insandan uzak inziva yaşıycam . Bıktım medeniyetten anasını satayım. Üstelik taklitçi ve çok fena kıskancımdır. Benim Jack Sully’den nerem eksik ? Yok öyle Pandoraya tek başına kapak atıp medeni tarzanlık yapmak !

Homo sapiens kravat taktığından beri kendi ırkıma gıcığım arkadaş ! Vahşi doğa belgeseli izleye izleye ‘’insanın insana ettiğini akrep yapmıyor ulann ‘’ düşüncesi ile traş olmayı bile fazlalıktan sayar oldum . Hoş hergün işe gitmek için çift çelikle suratı kazımak zorundayım ama olsun .

Primat yere uzanmış bit ayıklarken yaklaşıp ‘’ Bugün Pazartesi hoca, haftanın ilk iş günü ‘’ desen cevap ne olur ?
Cevap olsa olsa maymuni bir osuruk sesi olur. Yani haftanın hangi günü olduğunun bitli primat için hiç bir önemi yoktur.

Kaplumbağa borsa düştü !
Zıchmışımm borsaya.. Kurbağayı gördünmü sen onu söyle.

Tefe tüfe tavan yaptı aslan !
Biz geyiği beleş yiyoruz abi sen de azıcık koş , geyik etiyle coş !

Bak gördün mü vahşi hayat ne hoş ..
Ne olur ki Zellanda da maymunların içine dalsam ? Bişeycikler olmaz. Yanındaki primat’ın muzunu çalmazsan sorun yok . Dövmezler.

En fazla masaya 2 muz fazla koyacaklar. Tarzan’ın dayı oğluyum 2 sene idare ediverin abilerim ablalarım der çörekleniriz sofraya. Bir yıla kalmaz bir de kır pidecisi açtık mı tamamdır.

Kabile reisine not : Dötü sizin gibi açmam abi bak anlaşalım baştan ! Şortla giricem sizin ortama . Sonra doğal değilsin diye beni dışlamak , vay efendim kılsızsın deyip ayıplamak , sarmaşıktan düştüm diye gülmek yok !

Vahşi doğa da insan ırkı, primatlar gibi zıplayıp muz yiyerek , bit ayıklayıp , karınca yuvasına çomak sokup karınca avlayarak yaşar mı bilemem bunu göreceğiz. En iyisinden kiraz ağacından yapılma çubuklar hazır zati. İyi tarafından bakmak lazım ; göbek aldı başını gitti , 6 ay 3 öğün atom karınca yesek filinta gibi delikanlı olur kabilenin en afilli maymunu olurum. Reisin kızına sarkmamak şartıyla elde muz likörü kadehiyle ortada dolanır Zellanda magazizine mal(zeme) veririz. Bir de ünlü olup kaset çıkardık mı Tarzan tası tarağı toplar , sarmaşığa atlar gider.

Edgar Rıce Bouroughs bu yazıyı bana dava açarmıydı bilmem ama sen bu yazıyı okurken ben çok uzaklarda olucam okur ! Zira bir sonraki trilyon numaraları elimde .. Gidip dötü sıkı kapatan kaplan desenli bir şort alayım AVM den ..



6 Ocak 2010 Çarşamba

Parantez Öyküler IV

To Eren ...


Hadi gel , dolaşalım biraz ...

Nereye gideceğiz ?

Bir çocuğun çocukluğunu yaşayabildiği güzel bir yere.

Dur telefonumu unuttum ,

Gerek yok alma bu kez .Telefonun yanındayken çimen kokusu duyamaz , gölün rengini göremezsin. Hala varken görmelisin. Botlarını giy göle gireceğiz .

Göle girip ne yapacağız ? Ayaklarımız ıslanacak ?

Yıllar önce bir çocuk göle bir inşaat tuğlası attı. Ben atarken görmüştüm. O tuğla hala duruyormu ona bakacağız.

Durmuyorudur kesin .. Ne demeye attı tuğlayı ?

Balık yakalamak için ?

Nasıl?

Çocuk akşam hava kararırken göle tuğla atardı. Gece balıklar tuğlanın deliklerine girer uyur. Ertesi gün güneş tepedeyken suslca göle girer tuğlanın deliklerini elle kapatır , tuğlanın içinden çırpınma sesi gelirmi diye kulağını tuğlaya dayardı .

Yakalayabildimi hiç ?

Evet ?

Yakaladıklarını ne yapardı ?

Kedilere verirdi. Bazen de serbest bırakırdı. Hadi gir bakalım şimdi göle .

Düşersem ?

Elbette düşeceksin . O da düşerdi ayağı takılınca . Düşmezsen nasıl bileceksin göle girdiğini ?

Sıkıldım bu işten dönelim .

Neden ?

Kimbilir kaç cevapsız arama vardır şimdi .

Peki dönelim .

Kızdın mı ?

Hayır haklı çıktın .

Hangi konuda ?

Tuğla yerinde durmuyor , haklıydın . Bir çocuğun , bir çocukluğun definesini , keşfini yapacaktık seninle , cevapsız kaldı.

Kalmadı yarın geliriz.

........

Cevapsız arama 1 taneymiş .

Kim aramış ?

Sen ! Yanındaydım ya neden aradın ? Hadi gidiyormuyuz tuğlaya ?

O arama da , tıpkı hissetmeyi reddettiğin bir hayat gibi cevapsız , keşifsiz kaldı. O tuğla dün oradaydı oğlum. Ama bugün yerinde bulamayacaksın .. Sen uyurken balıklar kaçtı içinden ...Göl tuğlayı derinlere çekti. Telefonunda ki aramanın kime ait olduğunu bilebilirsin .Ama balığın kaçtığı tuğlanın içindeki mesajı asla okuyamayacaksın .

Sen söyle ne vardı ? Bilmek istiyorum .

Birgün kendi oğlunu gölün kenarına getirdiğinde tuğlayı almak istemediği zaman tuğlanın içinde ne olduğunu bileceksin ...

3 Ocak 2010 Pazar

Süper Kahramanların İniş Merkezi : Holivutanya

Yahu Onlar da bizim gibi tuvalete gitmiyormu diye sorabilirsiniz.
Gitmiyorlar kardeşim.

34 yıldır sinemaya giderim, bir kez bile herhangi bir süper Kahramanı Tuvalette görmedim ben.

Kısacası pelerini kucağına toplamış vaziyette, klozette Surat kıpkırmızı ıkınan SÜPERMEN yoktur. Holivut yapmaz öyle şeyler.

Bütün süper kahramanların doğumhanesi çzigiromanlardır. Ve hepsi de sezeryandır. Normal doğsalardı süper kahraman olmazlardı zaten.

Kimi popüler kulture ait olurlar, kimisi ise yeraltı denen biraz daha Kaotik ve pek su üstüne çıkmamış ürünlerden fışkırıp popüler olanlara uuupsss freeennn (Crow-Alex Proyas) demişlerdir.

Çizgi romanlar, evvel zaman içinde kalbur saman içinde diye doğmadı ama siyah beyazken ve sarı saman kağıda basılıyorken ve kimsenin çocukları kendini balkondan atıp uçmaya çalışmıyorken, yani biz fena halde çok temiz çocuklarken daha bir saf eğlence zımbalıyorlardı bellek defterlerimize.

Züppermen o sıralar Richar Donner'ın elinde, Enine Boyuna maşallah dedirten Chirstopher Reeve tarafından çok yakışıklı bir şekilde ve kimseyi gökdelen tepesinden uçuşa zorlamadan holivutanyaya ayak basmıştı, ve mavi ekran önünde uçmayı öğreniyordu. .

Nasıl olduysa 1989 da Tim Burton,''gel birader bu Gotham City beyazperdede de çok bozuldu''dedi, masal da burda bitti.
Teknokolik Sinemanın delikanlı süper kahramanları Önceleri çok süper kahraman ve dünyalılar gibi eli ayağı olan tipler olarak gösterilse de, izleyiciyi kurtarılacak sefil Dünyalı, onları ise insansı olmaktan yoksun süper kahraman olarak beyazperdede arz-ı endam ettirildi ya da ettirilmek zorunda bırakıldı.

Süper kahramanlar sonradan ikiye ayrıldı ve holivutanya direktörleri daha insansı özellikleri olan kahramanları yaratmaktan çok (maliyet diye bişey var dimi ama) ellerindeki malzemeyi insansılaştırmaya özen gösterdi.

SÜPERMEN gazetede sakarlık yapıp Lois Lane'e aşık olabiliyor, Batman fakirlere yardım edip kendini merak eden gazeteci Hatunları şatosuna atıp Akşam yemeği ısmarlayıp şatoyu gezdirirken''Görgülüyüm ''imajı çizip nişanlanabiliyor, Örümcek Adam Ağ fışkırtmaktan kalan zamanlarda sade suya bulgur çorbası parasına foto çekip purolu çatlak gazete patronuna yamanmaya çalışan, tek odalı evde yaşayan ziptirik Peter Parker oluveriyordu. Işin ilginç tarafı ise, ne iştir bilinmez ama her üç züpper Kahramanın da Basın Yayın dünyası ile yakından ilgili oluşuydu. Yani, Senaristler, biz bunları çizgi romandan klonladık fazla uzağa gidemezler mesajını izleyiciye ufaktan ufaktan yedirme telaşındaydılar.

Hulk ise Ang Lee'nin ellerinde''sinirlenmiycem abi ama bak damarıma basmayın dağıtırm gezegeni' derken sevgilisi ise yanağını okşayarak''dur şekerim sinirlenme bak şekerin var yeşile kaçıyosun uyma sen öpeyim geçsin''modunda ÇİLELİ sevgili  kimliğine oturuyordu.Demek ki adam yeşil ve kaslı ise kız kısmısı haddini bilecek!

Yetti mi? yetmedi elbet.
Yahu biz bu kahramanları sarımsaklasak da mı saklasak yoksa sınıflandırsakda mı saklasak deyip kahramanları kategorize etmekte gecikmediler.

Insandan bozma kahramanlar,
Hiç insan olmayıp direk gezegene iş aramaya gelen''Kahramanım ne olsa kurtarırım abi''diyenler.

Kripton gezegeninin yeniden yapılanma sürecine belediye izin vermeyince tası tarağı toplayıp aç bilaç dünyaya gelen Kal-El kendi gezegeninde normalken, bizim gezegene gelince, havasında mıdır suyundan mı ne; birden züpperleşir ve Clark Kent Süpermen modunda olur. Bu ikinci Kategoriye dahildir.

Asabları sinirlendiren nöronları Terbiye etme formülünü arayan Bruce Banner kardeşimiz insandır. Amma ve lakin onu çılgın bilim adamının, bulduğu formülü kendine enjekte etme geleneğine bağlı kalaraktan ve sek sek sekerekten Bade düzmeyi bir kenara bırakıp yanlış Formül sonucu yarı insan yarı Asabi dev Hulk'a dönüşür.

Zenginim, denizde kum bende para, Gotham City dibin benden kara diyen Bruce Wayne (herkes te Bruce kardeşim olmazki! Holivutanya pek seviyor bu Bruce adını), Ünlülerin terizisine ısmarladığı Batman esvaplarını kuşanıp, Batmobil Görünümlü 89 model şahine atlayıp adaletin yeter misali ve ismini Jokerimiz sever Jack Nicholson'un oyun gücü karşısında rol çaldırmayacam diye kendini yırtar. Bu da birinci kategorize üslubudur.

Tam sevgilimle mutlu mesut yaşıyacam derken elin üç kuruşluk mahalle serserisi tarafından öldürülen Eric Draven, (Bruce Lee'nin oğlu Brandon Lee tarafından canladırıldı. Ulan gen mi Bruce ..!!) Mezarında rahat durmayıp ruhunu bir kargaya transfer edince hiç bir Kategoriye sığmayan bir yeraltı süper kahramana dönüşüp yarı ölü yarı karga kahraman olur, arka sokaklarda neler oluyor şarkısı eşliğinde serseri Topp Dolar ve arkadaşlarına gezegeni zindan ederken anti serseri programının da patentini alır.

Kısaca ve son derece ciddi ve oturaklı bir dil kullanıp anlattığımız bu bir kaç örnek hep holivutanyaya nasip olmuştur.
Niyeki ne?

Biz o dönemlerde Göçük Emrah'ın 'bi şarkı patlatsa da kapağı atýp gazinoya Şu Feleğin kahpe hakkından gelse' moduna girmişken, sağır eden şarkılarıyla ızdanbıl sokaklarinda dolaşıp''yencemmm seni len İstambolll''şekline bürünmüş gözlerine aglarken Elin holivutu kendini dünyaya yaymak için bir şarkıdan fazlasını harcamaktaydı da ondan!

Üstte yazanların hepsini unutun Çünkü yalandı. Süper kahramanları çizgi romanlar yaratmadı. Düş ülkesinde emek, zaman ve para harcarsan kahramanlarını da kendin Yontar, etiketler, lisanslar ve dünyaya satarsın. Kahramanların her hakkı saklıdır ve bu yüzden bu yüzden holivuta aittir.