1994 yılında tepemin tası atıp, Bankadan tası tarağı toplayıp istifayı basmıştım. Kafam neye bozulmuştu hatırlamıyorum ama şimdilerde de neye bozulduğunun bir önemi kalmadı zaten.Soluğu hayal kurmak ve nerde sabah orda akşam yaşamak üzere bilimum caddelerde sokaklarda ve de kaldırımlarda alıp sonu belli olmayan bir yolda yürümeye başladım. Yanılmıyorsam ki yanılıyorsam da sorun değil, temmuz falandı. Beyazıtta Hukuk Fakültesinin önünden yürüyüp büyük çınar ağacının altındaki Hüseyin Avni Dede’nin bit pazarı süprüntülerine bir göz atmak için elimde simitle çınarın altına girdim. Hüseyin Avni Dede –şimdilerde çınarın altı pek bir ıssız- hoşgeldin gibilerinden suratıma bir bakış fırlatıp çoklu yüzüklü o koca ama narin elleriyle sigarasını içmeye devam ederken omuzuma bir el dokundu.
Murat Öksüz daha önce tiyatro’dan tanıdığım hayalleri benden daha bir güçlü ama bir o kadarda çapraşık bir adamdı. Omuzuma dokunan elin onun eli olduğunu anladığımda pek bir sevinmiştim ama şimdilerde niye o kadar sevindiğimi pek hatırlamıyorum.‘’Kybele’yi çıkarıyorum. Dizgi tasarım yapacak biri lazım sen yap’’dedi bana. Tam da istediğim hayat istediğim işti derken kendimi köhne bir İMac’in başında yazıp çiziktirirken buluverdim.
Kybele , 1994 den 1995’e kadar benim de içinde olduğum bir şiir dergisiydi. Farkı normal dergi formatına hiç benzemeyen , A4 kağıdına önlü arkalı basılan ilüstrasyonlu bir dergi tasarımıydı. Birgün gene İmac başında A4 boyutlarına sıkışıp kalmışken Murat bana ‘’senin de şiirini basalım’’ dedi. Deyim yerinde olurmu bilmem ama ‘öküzün trene baktığı gibi’ Murat’ın suratına bakıp ‘ne diyon lan sen ‘ diye soruverdim. Bu arada, kendime öküz dediğim için kendimi hiç affetmiyorum herkes bilsin.
Şiir okumasını bile bilmeyen bir adamın şiir yazmasını kafam bir türlü almamıştı. Reddettim. Nice sonra ite kaka kalem sürttüğüm bir kaç dize Kybele’de yayımlandı. Adı ‘’Soğuk ve Siyah Beyaz’’dı.
Şimdilerde hatırlıyorum da , Kybele akıl hastanelerinde dağıtılan , belediye otobüslerinin koltuklarının arasına sıkıştırılıp bırakılan, binaların çatısından havaya savrulup rüzgarın etkisiyle diğer ilçelere ulaştırılan, abone olanlara bir avuç misketin bedava verildiği , bir dönemin ve anılarımın ilk ve tek dergisiydi.
Fanzin* tarzındaki bu dergi sonralarda yollarımızn ayrıldığı Murat Öksüz'ü hatırlayınca aklıma şimşek hızında geldi geçti. Benden bu kadar.
*Fanzin, İngilizce FANatic ve magaZINE kelimelerinin kısaltılmasıyla oluşturulan finansal kaynaklardan ve hiyerarşik yapılardan uzak alternatif bir basılı materyeldir. Farklı yöntemlerle çoğaltılan örnekleri olmakla beraber genellikle fotokopi aracılığı ile çoğaltılarak, satış amacı güdülmeden dağıtılan yayınlardır. Dergiden (Süreli yayınlardan) ayrı olarak, süresi belirsiz olarak çıkar ve daha amatörce hazırlanır.


