Oldum olası suyun kaldırma kuvvetine inanmam.
Neden mi?
Beni kaldırmıyor çünkü.
Beni kaldırmayan bir suyun kuvvetine niye inanayım? Fizik kanunları yüzde yüz doğrudur diye bişey yok azizim. Ya Arşimed hamamda yıkanırken can simidi taktıysa? 15 santimlik suyun içinde su seni yukarı kaldırmaya tenezzül etmez, çünkü zaten suyun üstündesindir. Arşimed’i boyu geçen suya davet ediyor ve söz konusu ünlü ‘’evrekaaa’’ haykırışını ağzına su dolmadan yapmasını rica ediyorum.
Ne! öldü mü?
Niye biri bunu bana daha önce söylemedi? Ayıptır yahu. İnsan böyle bir bilgiyi saklarmı..
Uzatmayalım, ruhu şad, hamam tası yad olsun. Kaldırmayan suyun kuvvetine güvendiğim zamanlarda başucu yaptığım atasözüm ‘’erkek adamın ayağı yere basacak’’ iken, milletin ‘’yanındayız korkma, hık desen tutarız’’ dolduruşlarına gelip de ayağımın yere basamayacağı derinliklerde kulaç atmaya çalışırken, milletin tam teçhizat ve geri beslemeli daldığı yerlere tüpsüz dalmışlığım çoktur. O hain su, bütün kuvvetini başkalarını kaldırmaya harcayıp bana dirhemini göstermezken jet hızıyla dibe çöküp, yanından geçtğim deniz altı canlılarının bön bakışları eşliğinde kendilerine ‘’baba naber’’selamı çakıp inmeye devam ederdim. Sırf bu üstün özelliğim sayesinde Marian Çukurunun dibini gören tek insanoğlu benim. Ama dipte neler var neler yok söylemem. TV kanallarına parayla satıp kendime dalgıç kıyafeti alıcam. Aslını söylemek gerekirse Marian Çukuruna saatte 50 mil hızla inmeninde yararları var. Basınç! Dalmadan önce 1 metre 55 santim ve 147 kilo olan bendeniz, çukurun dibine selam çakıp yukarı çıktıktan sonra 1 metre 85 santim ve 68 kilo olarak yaşantıma devam etmekteyim. Diyeceğim; ölüm diyeti, akdeniz diyeti, kaf dağının tepesindeki çiçeğin suyu zayıflatıyor teraneleri boş işler. Dal dibe duba gibi, çık yukarı manken gibi.Denizler altında yirmibin boğulma maceralarım bitmez. Hep o şerefiz suyun kaldıramama kuvveti yüzünden. Ama işin fena kısmı bu değil. Asıl felaket toplum içinde düştüğüm o acınası ve hayatımın bundan sonraki kısmını operadaki hayalet gibi geçirmeme neden olan enstantanelerdir. Hık deyince tutarız deyip de kimsenin tutmadığı derinliklerde deniz dibi canlılarıyla tavla oynamaktansa, boyu geçmeyen, güvenli ve adil bir su birikintisinin içinde kalmayı yeğlerim. Ama yeğlerken de olacakları kabullenip mayona, pardon yüreğine taş basa basa yaşamayı da peşinen kabullendin demektir.
İşte o güvenli mekanın adı çocuk havuzu. 35 santimlik birikintiye kamyon şambriyeli ile girip ‘’alay edeni oyarım’’ bakışları atarak havuza oturup ellerinle kürek yaparak suda oynarken kafa suyun üstünde ama karizma suyun dibindedir. Hatta bir keresinde Eren’in arkadaşları ‘’ baban mı?’’ diye sorduklarında Eren ‘’yok ne münasebet’’ cevabı ile beni ihya etmişti.3 yaşlarında bir kız çocuğu da plastik sarı ördeğini oynamam için getirip önüme bıraktığında oteldeki 2000 kişinin kahkahasıyla şenlendi Antalya.
Havuzun beşte birini kapladığın için diğer çocukların ebeveynleri tarafında da pek sevilmiyor, akşam sohbetlerine dahil edilmiyor ve selam verip oturma izni istediğinde eline plastik bir kürekle kova tutuşturulup ‘’kum havuzu sağda’’ şeklinde muamele görüyorsun. Garson bile olayın farkında, getirdiği çay genellikle 4-6 yaşa uygun paşa çayı oluyor.
Benim bu maküs talihten kurtulmamın yolları var elbette ve hepsi de son derece bilimsel, son derece gerçekçi ve sorunu kökünden halledecek yöntemler.
Ameliyatla solungaç taktırmak, şambriyeli çıkarıp Eren’in kolluklarını vücuda sabitlemek, küvette eğitim görmek gibi...Sadece karar meselesi bu üstüme gelmeyin tamam mı üstüme gelmeyin!! Bu sene kesin kararlıyım, birinde karar kılıp ben de suyun kaldırma kuvvetine nail olucam..











