Aynada kendime bakıyorum.
Tanrı insanı kendi suretinde yarattıysa beni kim yarattı?
Surata bak! Freddy Kruger haltetmiş.Pancara dönmüş patlıcan büyüklüğünde bir burun, biri Şam’a, diğeri Bağdat’a bakan iki tane miyop göz, şiş bir surat ve dağılmış bir kel kafa.Ofis’e sürünerek gelmek her ofis insanının yaptığı birşeydir. Ben genellikle su yılanı modunda sürünürüm. Piton gibi sürünerek gelenler var çok imreniyorum onlara. O ne heybet, o nasıl görkemli bir sürünmedir azizim? Bir türlü beceremedim piton usülü sürünmeyi.
Hastayken yatınca insan kendini daha beter hissediyor. Hani sürekli ağzından nefes alıp, patlamak üzere olan bir sinüs baskısıyla uyumaya çalışırsın ve ateşten titrersin ya, hani cumartesi sandığın o sabah aslında pazartesidir ya, hani internetten indirdiğin filmin inme oranı %99 iken elektrik kesilir ya.. İşte öyle bir şey..
Ofise geldiğinde sesin katır ve dinozor karışımı bir tonda olduğu için arkadaşların sana mülteciymişsin gibi davranır, tiksinti dolu gözlerle mikrop görmüş gibi bakarlar. Bu dünyada grip olan sadece sensindir ve onlar asla hasta olmazlar. ‘’neden geldin, dinlenseydin ya’’ tavsiyeleri de geleneksel olarak ağızdan çıkar. Ama kimse sen yokken masandaki işe el atmaz. Masan ‘’syrakusa gelince yapar’’ etiketli işlerle dolmuştur ve bir allahın kulu da akşam gelen temizlikçilere ‘’syrakusa’nın masasını da silin’’ dememiştir. Mail kutun obezleşmiş, telefonunda yanıp sönen kırkbin mesaj kaydı birikmiş, herkes gündelik hayatına devam ederken sen işindeki ilk gün kerizliğinde koltuğuna oturmuş öküzün trene baktığı gibi masana bakarsın. Üstelik biri sen yokken koltuğuna oturmuş ve koltuğunun yükseklik ayarını bozmuştur. Yazdım bir kenara..( Sen milletin koltuğunu aşırırmısın iyi oluyor sana)
Önce mailler taranır. Reklam olanlar ve ‘’bu maili beş kişiye göndermezsen, o beş kişinin iki eli ruzi mahşerde yakanda olacak'' mailleri silindikten sonra işle ilgili olanlar tek tek okunur.
Kafanda biriken sümük miktarı beyin hacminden büyük olduğu için bankacılık sistem şifreni hatırlamıyorsundur. Ümitsizce neydi bu şifre denemeleri yapar ve beşinci denemeden sonra sistemi kilitlersin. Sen artık bilgi işlemin belirleyeceği bir şifreye mahkum, bireyliğini kaybetmiş, kişiliksiz cibilliyetsiz, asalak ve ancak verilen şifreyle hayatını sürdürmek zorunda olan bir zavallısındır. Herkesler parmakları klavyede gülen gözlerle kendi şifrelerini girer ve mutlu olurken sen başkasının fantezi yaparak oluşturduğu şifreyi kullanır, kendini pembeler içinde Kunta Kinte gibi hissedersin.
Üstelik prosedürler değişmiştir. Uygulamalar yenilenmiş, revizyondan geçmiş ve sen hiçbirini bilmiyorsundur. Ne olduğunu sorduğunda ofistekiler işaret parmaklarıyla seni gösterip tükürükler saça saça sana gülerler. Çaresizce yeni dünyaya ayak uydurmak için tırmalar, mazide ne kadar forslu bir adam olduğunu düşünürkene, asistanın getirmeye bile tenezzül etmeden masana uçak yapıp attığı evraklar yere düştüğünde alaylı uğultular eşliğinde yaşlı gözlerle yavaşça eğilir alırsın. Gözyaşların birikir, sümükle birleşir ve golf stream geniz akıntısına dönüşür. Öksürük müzmin hale gelir ve sonun Kartal Tibet usülü veremdir. Üstelik seni iyileştirecek bir Filiz Akın hemşire bile yoktur. Kesik kesik öksürerek, kambur ve mahçup halde masana başını koyar sarsıla sarsıla ağlarsın. Artık yemekhanede sıranın en sonundaki adam, çay kuyruğunda bayat çaya layık eleman, asansörü kullanmasına izin verilmeyen merdivene mahkum bir adamsındır. Hatta kimse sana merdivende selam vermez, yere düşürdükleri evrağı senin almanı isterler. Herkesler xp kullanırken sen windows 98’e talim edersin. Masanda duran pilot kalem artık ellerin olmuştur ve sen geri almak isterken farkında olmadan sana ortada sıçan oynatırlar.
Sonra bir el omuzuna dokunur ve sana paketi açılmamış bir selpak uzatır. Yeni çıkan mentol toplu selpak olduğunu görür sevinirsin. Yaşlı ve titrek gözlerle sana paketi verene bakarak gülümsemeye çalışır ve burnunda ne kadar sümük varsa ağır çekimde mendile boşaltır ve mendili yardımsever kişiye uzatarak ‘’anladım.. peki.. bütün bunlar geçecek.. ben toparlanmayı ve hayata tutunmayı sayende öğrendim’’ diyerek mağrur ifadeni takınırsın. O da seni kampa alıp bir an önce toparlanman için Eye Of The Tiger şarkısı eşliğinde bodrum katta antreman yaptırıp, yıllar önce kendisine de yapılan bu elim davranışın intikamını onun adına da alman için seni eğitir.
Şarkı bittiğinde artık intikam ateşiyle yanıp tutuşan olgunlaşmış bir armutsundur. Armudun iyisi olduğun için ofisin ayılarının gözleri üstündedir. Sıra yeni bir isim yeni bir kostüm ve yeni bir intikam yeminine gelir. Hepsi tamamdır ama intikam yemini üç satır olduğu için bir türlü ezberleyemez hep son satırla ikinci satırı birbirine karıştırır, ustandan bir ton dayak yersin. Kostüm de basenlerden biraz sıkmaktadır ama ustanı üzmemek için ses etmezsin. Eğilince yırtılmadığı sürece sorun yok diye düşünürsün. Yemin kısmına fazla takılmadan eski günlerini geri alma zamanı geldiğini düşünür, çıktığın gökdelenin çatısında bir ayağını pervaza dayayarak kollarını kavuşturur, pelerinin rüzgarda savrulurken ufka bakar ve batan güneşi izlersin...
Kısacası , hasta olup da rapor almayın başınıza bunlar gelir.
Ah canım ya, gözümde canlandır gerçekten bütün o sahneler. Geçmiş olsun ne diyeyim, şu yazına gülmek istemezdim ama pek güldüm be, darılma kendimi gördüm çoğu sahnede ondan:))
YanıtlaSilher şey çok güzeldi de xp kullanan kaldı mı ya? :)
YanıtlaSilBugun delı gıbı soluksuz calısan ben guzel bı yazının tadını cıkarıyorum su saatlerde:)
YanıtlaSilgeçmiş olsun,evde hasta yatmaktan çok kötüymüş bu...
YanıtlaSilgeçmiş olsun...