Pages

21 Mart 2011 Pazartesi

Lynch/Jazz/Syrakusa

Bir daha David Lynch filmi izlersem eşekler gib si bemol majör anırmazsam adam değilim. Ben kim Mullholand Çıkmazını, Kayıp Otobanı, İkiz Tepeleri izlemek kim? Yarım aklım vardı o da fezaya uçtu. Bulana aşkolsun. Nevi şahsına münhasır arıza yönetmenin parapsikoloji kıvamında gotik filmlerini anlayan da azdır. Anlamayan benim gibi kazdır.

Yedi düvele bela Cronenberg’i izledim diye şaha kalkıp Lynch’e musallat oldum, turnuvanın ilk gününde iki dövüşçüyü yere serip daha en baştan ‘’bana şampiyonu getirin kırayım üç beş kemiğini ulenn’’ diye gaza gelen ziptirik kareteci moduna girdim ve aldım boyumun ölçüsünü. Lynch önce beni şöyle bir ele aldı, iki çevirdi, uzayda üç tur attırıp bi temiz dövdü , dört kere yere vurup beş metre ilerdeki cama fırlattı, altıncı kattan aşağı çakıldım resmen. Hem vallahi hem billahi Hulk çarpsa bu kadar dağılmaz, Buldog Spike’ın silkelediği kedi Tom bile daha sağlam kalırdı. 
Mullholand Çıkmazı bittiğinde ben kayıp bir otobanda beyni elinde yürüyodum. Yatağın yolunu zor buldum, hatta bulamadım da Beter Böcek elimden tutup beni odama götürdü. Götürürken evin dişisi de elime siyaha boyanmış oklava ve ray-ban güneş gözlüğünü ödünç verip destek oldu. Bir yandan da ‘’anlamadığın entellektüel şeyleri ne izliyorsun nolcek şincik halimiz körolmayasıca’’ diye de çemkirmeyi ihmal etmedi. Körolmayasıca dedi ama çoktan kör olmuştum bile. Henüz oklavayı ful performans kullanamıyorum arada bir koridordaki duvara kafadan tosladığım oluyor ama alışıcam yakında. Yemeğin kokusundan mutfağı, Beter Böceğin radyoaktif atık kokusundan tuvaleti bulabiliyorum ama hala oturma odasını bulmakta zorlanıyorum. Lynch körlüğü geçene dek işe de gidemem. Babaannemin tülbentini iyi ki atmamışım gözlerim açılana dek mahallede tülbent açar, Miles Davis’ten kendi elcaazlarımla arakladığım trompetle What a Wonderful World’ü çalar ekmek paramı çıkarabilirim.

Tamam itiraf ediyorum Miles Davis eceliyle ölmedi. Beni çiğköfte partisi için villasına çağırdığında trompetine göz koyduğum için onu ben zehirledim. Çiğköftesinin içine standart baharat katıp ilave olarak çimento harcı ile paket köfte harcı da ilave ettim bağırsak düğümlenmesinden getti adam.  Tıkanan bağırsağı boşaltmak için trompetini re diyez üflese kurtulacaktı ama trompetini çaldığım için ıkına ıkına öldü. Louis Armstrong’un ses telleri de trompetten değil, kendi imalatım olan ultra acılı şalgam suyundandan kısılmıştır. Nat King Cole de siyah değil beyazdı. Kayseri cıvıklısını yiyip bergen dinlediği için dna sı bozuldu. Eskiden Kadir İnanır filmde çok üzülünce saçı bembeyaz olurdu, Nat King Cole da cıvıklı ve Bergen etkisiyle renk değiştirdi. Saçın beyaza döndüğüne inanıyonuz da tenin siyaha döndüğüne neden inanmıyonuz bre gafiller!

Tülbenti yıkayıp ütüledim, Versace den olma Gucci’den doğma lacilerimi de çekip kolalı gömleğimi de ön plana çıkarıp sokağın baş köşesini tutmak üzere yola çıktım. Ev halkı bir yandan büyük bir gurur ve parıltılı gözlerle beni uğurluyor, bir yandan da katibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır diye mırıldanıyorlardı. Ray Ban gözlüklerimi de takıp merdivenlerden inerken siyaha boyanmış oklavamı artık daha ustalıkla kullanabildiğimi farkettim. Merdivenlerden düşmeden inmeyi başardım ama yanlışlıkla komşunun açık kapısından içeri dalıp koridorda tülbenti açıp trompeti öttürmeye başlayınca ufak bir zamanlama hatası yaptığımı anladım. Komşunun terliği de pek topuklu, benim kafa da bir o kadar sağlammış. On yedi darbeden sonra güç bela kaçıp sokağa attım kendimi. Ne vuruyorsun be! Jazz sevmiyorsan sevmiyorum de alla allaaa!

Sokağın delisi Bayram’ın ve sürpüntücü Kamil efendinin pörtlek bakışlarını ensemde hissederek köşeye bağdaş kurdum. Her ikiside bahşişlerine ortak çıktığım için bana hınç duyuyor ama eskiden bayramlarda verdiğim bahşişlerin hatırına ses etmiyorlardı. Aslında tromopet çalarken müşteri çekmek için çömlekten anakonda çıkartıp dansettirme olayına da girseydim paraya para demezdim ama ilk günden serveti bulup şımarmamak lazım. Üstelik anakondanın bakımı zormuş. İki gün beslenmeyince sahibini yiyen modelleri var dediler tırstım.

Akşam olduğunda babaannemin tülbentinde on lira onbeş kuruş, bir gazoz kapağı (hiç utanma kalmamış milette para diye gazoz kapağı atmışlar mendile) diğer köşedeki tek bacaklı dilencinin tehdit mektubu ve yarısı yenmiş çeyrek ekmek döner birikmişti. Kısa günün karı deyip hepsini cebime doldurdum. Tam evin yolunu tutmuş gidiyordum ki önümde bir limuzin durdu. Aslında durması için dört dakika geçmesi gerekti çünkü limuzin seksen beş metre uzunluğundaydı ve sadece arka kapısı açılabiliyordu. Ben ön kapıda trompetimi üfleyip üç kuruş koparmak için solo trompet şov yaparken limuzin şöförü trompetin ağzına portakal tıkıp beni arka kapıya yönlendirdi.

Limuzinin için üç oda bir limuzindi. Atıyorum sanıyonuz dimi gafiller! Beş ada bir salon ev oluyo da üç oda bir limuzin neden olmuyor? Hıh!

Arkası Yarın...

5 kişi okudu cevap verdi..:

Aslısın dedi ki...

Şimdi ben bir şey diyecektim ama kafam öylesine karıştı ki ne diyeceğimi unuttum. Anladın sen beni, zaten ballı süt falan içeceğim daha:)

A-H dedi ki...

daha birde arkasi mi var bunun :/

Tibetin annesi dedi ki...

sen bence Beter Böcek'le evde atçılık oyna... biz de üç oda bir limuzin oluyor mu ona bi bakalım... hatta ben bu hafta senin yerine tavukçuyu bile dikizleyebilirim istersen?! :D

Berna dedi ki...

:)) Seni Lynch çarpmış :P

Berna dedi ki...

Blogumda senin için bir ödül var kabul edersen. Sanırım daha önce almıştın ama bir de benden olsun ;)

Yorum Gönder

Sesli Düşün !