İyi demlenmiş parlak renkli çayı, porselen bir fincana koyup, içine şeker koymadan tabağıyla birlikte tutup pencerenin önüne dikildim. Dışarda yağan yağmurun cama vuruşunu gözlerimi şaşı yaparak izliyor bazen de uzaklara bakıyorum. Fincanı burnuma yakın tutuyorum. Çayın buğusu burnuma kaçıyor.
Artık bozulmaya yüz tutmuş kasetçalarımda 24 yıllık bir kaset dönüyor. Bozulacak ve kasedin bandını saracak diye ödüm koparak dinliyorum. Ses mono, devir sayısı düşük ve tozlu. Tıpkı hayal meyal hatırladığım anı demeti gibi.
Sahibinin sesi plaklarımı silmedim bu hafta. Gramofona bakan köpek kimbilir kaç yaşındadır bugün.. 45 lik single plaklardan tut da, 33 lik long play albümler, 78 devirlik klasikler... ne arasan var. 78 likler beni aşıyor. Ben 45 lik ve 33 lüklerin son nefeslerine yetişmiş bir kuşağım. Ayten Alpman, Los Machicambos, Fausto Papetti, Gökben,Aydın Tansel ve Bee Gees..
Çaydan bir fırt daha çekiyorum..
Aşk acısı çekenlerin midelerinin üst kısmında duydukları ağrıya benzer bir ağrı saplanıyor orama burama. Geçmişin ara sıra burnuma kaçırdıkları, çayın buğusundan daha fazla hissettiriyor kendini burnumun direğinde. Gidenler, dönenler, dönemeyenler, düşenler, kalkanlar, terkedenler, terkedilenler, yitip bitenler, yitirenler, acımasızlar, zavallılar, küçükken bugün büyümüş ve anı yaralarını ustura izi gibi yüzlerinde taşıyanlar. Satılan evler, terkedilen oyun alanları, salıncaklarda kalan tozlu terlikler ve nice yıllar bir daha görülemeyecek olanlar.
Çay soğumuş ama fincanı hala tutuyorum..
Ölen dayımı taklit ediyorum aslında. Tek farkım ondan daha boktan bir gezegende yaşıyor olmam. Bir dönemin tüm olumsuzluklarına rağmen insanın doğal ve kaliteli yaşadığı yılları tüketip bir nefeste giden bir adamı hala özler gibiyim. Sonunda aşk acısı çekenlerin midesinin üst kısmında hissettikleri ağrının bendeki kaynağını anlamış oluyorum ve son yudumu çekiyorum fincandan. Meğer anı destekli bir adamı özlemekmiş benim ağrının adı.
Çay güzel olmuş. Bir fincan daha alıp dikileyim pencerenin önüne. Uzayan sakallarımı sıvazlayarak biraz daha çekmem lazım buğuyu ve midemin üst kısmında hissettiğim aşk acısına benzer ağrının muadilini..

hayatından hiç beklemediğin anda, birden bire gideni özlersin illa ki... bazen gideceğini bildiğin halde sarsar, hırpalar hatta... bu aralar bende hep yağmurlu camın ardından bakıyorum hayata ama elimde fincanım yok.
YanıtlaSilAynı gün içinde bir güzel müzik, bir güzel yazı... Şanslıyız bugün ;)
YanıtlaSilözlemek baş belası bir şey.
YanıtlaSilbir ölüm haberi üzerine karaladıklarım geldi aklıma kimi yerleri benzer bir acıyı, özlemi hissettiğim için belki de;
YanıtlaSilŞimdi boğazına düğümlenen acıyı çözüp de birden, çözülüp de ta içinden, ölüme hiç susmadan ağlamalı mı? -bir tanesi bile nasıl kanatır böyle zamanlarda, nasıl açtırır eski mezarları, geçmiş duaları hatırlatıp nasıl gevşetir hayatla arandaki bağı- Yoksa yakınım dediğin bir insanın ne kadar da uzak olduğunu fark ettirdiği için -böyle zamanlarda hep fark ettirdikleri ama sonrasında, üzerinden kısa bir zaman geçince mesela bizim ısrarla unutmuş gibi yaptıklarımız için- karşısında dikleştirip de kendimizi, hayatımızı yeniden mi gözden geçirmeli, yeniden mi sıkılaştırmalı gevşeyen bağları? Hangisi yine bilemedim.
merhaba
YanıtlaSilbloglar acıldı yasaklar bıttı
bır merhaba demek ıstedım yasaklardan sıyrılınca
ve sevgıler gonderyorum.