Pages

14 Kasım 2011 Pazartesi

Pazartesi Macerası (otuziki kısım tekmili birden..hissi-cinayi)

Uzun süredir ortalık sessiz sakin. Üs olarak kullandığım işyerinin ikinci katında bulunan ofisimde kurşun kalemimin ucunu kemirerek çevreyi kesiyorum. Kemirince ağzımın için odun kırıntısı doluyor o tadı pek sevmiyorum ama olsun, havalı oluyor. Tütün çiğneyip tüküren Lee Van Cleef gibi ara sıra ağzımın yan tarafından tükürüyorum kısık gözlerle. Bir kaç kez kendi ayakkabıma tükürdüm ama neyseki sünger var.

Haftanın ilk günü üçüncü kurşunkalemim bitmek üzereyken bu manasız sakinliğin içinde bir iş olduğunu hissediyordum. Çaktırmadan hızlıca kalkıp fotokopi makinesinin içine, çöp kovasına, hatta tuvalete bile baktım ama hiç ses seda yoktu. Bayanlar tuvaletinde Afitap kafama topukluyla vurdu ama o sayılmaz. Acımadı kii dedim kaçtım. Mutlaka bişeyler atlıyor olmalıydım. Bu sesszilik hayra alamet değil derken neyi atladığımı buldum! Her sabah üzerinde sek sek oynadığım ofisin girişindeki karolardan sağdan üçüncü seramik karoya basmadan atladığımı farkettim. Gidip bastım ama değişen bişey olmadı. Yarın tam vaktinde basayım bari. Mutlaka bişeyler ters gidiyor olmalıydı. Yoksa pazartesileri böyle sakin olamazdı. En iyisi ultraviyole ışınlarıyla belayı gösteren gözlüklerimi takıp bakmaktı. Süper ötesi gözlüğümü Beter Böcek kırdığı için evdeki 3D gözlüklerden birini alıp gelmiştim işe. Onu da takınca millet fena eğleniyordu ama olsun. Böyle şeyler benim gibi bela savuşturan, kovan, kovalayan, temizleyen hatta silkeleyen, süpüren, olmadı üstüne bir bela daha koyup teklemelemeleyen, hatta tekmelemeyi yanlış yazınca silip yenisi yazmayı akıl edemeyip uzattıkça uzatan biri için bir engel olamazdı. O kadar uzatmıştım ki neyin engel olamayacağını bile unutmuştum.
Gözlüğü takıp çevreye bakındım. Kendi kendime ‘’hadi oğlum Syrakusa, titre ve kendine gel’’ dedim ve titredim. Titreyince bizim müdür de ‘’zemheri zürafası gibi evden çıkarsan titrersin tabii, giysene oğlum ceketilimini’’ dedi. Bunun altında kalamazdım, ceketi diyecektiniz diliniz sürçtü herhalde dedim, o da bana ‘’bu gerzek yazıyı sen yazıyorsun suçu bana atma’’ dedi. İki kez üst üste madara olan 3D gözlüklü titreyen bir bela savuşturan olarak tarihe geçtim.

3D gözlüklerimle Çevreme bakınca bir de ne göreyim?
Kırk haramiler Ali baba’nın altınlarını mağaraya koymasınlarmıı???
Pardon...Öhö öhö.. dün geceden aklımda kalmış, Beter Böceğe anlattığım masal araya karıştı.

Ve nihayet bela karşımdaydı. Gökdelenin camlarını silen görevli elindeki bezi cama sürüyor gibi yapı aslında sürmüyor, çevreyi kesiyordu. Kesin casustu. Paltosunun yakalarını bilem kaldırmıştı. Kasım ayında yağmurlu ve soğuk bir günde yaka kalkmaz var bunda bir iş diye düşündüm, üstelik camcı casus durmadan beni işaret edip tehdiatkar el kol işaretleri yapıyordu. Kolunu yukarı kaldırıp hızla aşağı indirince beni oraya çıkarıp aşağı atmak istediğini anladım. Hemen ayağa fırlayıp 3D gözlüğümü asortik bir hareketle sertçe çıkardım ve gözlük elimden kaçıp sapı yanımdakinin kulağına girdi. ‘’Pardon istemeden oldu bilahare tazmin eder tedbir alırım’’ demeye zamanım olmadığı için derhal cama doğru uçmak isterdim ama daha önceki maceralarımdan hatırladığım kadarıyla bizim camlar kırılmaz camdı. Çarpınca çıkan doank sesi ile üçüncü kez madara olmamak için daha gizli dolambaçlı ve kimselerin bilmediği unutulmuş, unutulmaya yüz tutmuş, hatta ikiyüz bile tutmuş, karanlık, loş, neon ışıksız, örümcek ağlı, içinden ıslıklı rüzgarlar geçen, şeytani ruh yuvası, kurtadamların bolca olduğu dehlizlerden geçerek camcı casusa ulaşacaktım. Gizli dolambaçlı yere hemen girip sıfıra bastım anında inmek üzere hareket etti.

Daha hızlı insin diye asansörde tepindim ama asansördekiler enseme vurup fırça attı. Sıfıra indiğimizde açılan kapıdan hızla fırladım ama hemen önümdeki turnikeyi hesap etmediğimden turnikeye tosladım. Olsundu. Üstünden atlayacaktım ancak üstünden atlama kartımı unuttuğum için milleten kart dilenmek, şaklabanlık yapmak, yanımdaki yarısı yenmiş kaşarlı poğaça karşılığında bi tur geçmek için çok uğraştım ama kimse bana üstünden atlama kartını vermedi. Bön bön yüzüme bakıp tükürük saçarak güldüler. Güvenlik ‘’nörüyon sirikuzu bey nettiriyon’’ diye sormasa halim niceydi. Hemen bi ufak açıp yere çömüp sağ kulağımı elimle kapatıp acıklı bir türkü çığırarak derdimi anlatmaya çalıştım ama gelen geçen ağzıma elma tıkıp önüme bozuk para atarak susturdu beni. Binadan dışarı çıkıp yan tarafa dolandım. Camcı casus elindeki mavi renkli sıvı bulunan şişeyi cama doğru tutuyordu. Kesin camı delen ve içeri zehirli gaz saçan, çılgın bir bilim adamının elinden çıkmış kimyasal bir silahtı. Üstelik diğer elinde de T şeklinde tuhaf bir silah daha tutuyordu.  Tırmanma makinasının yanından cama tırmanmaya çalıştım başaramadım. Uçacak pelerinim de yoktu. Zaten olsaydı da rüzgarda zaptetmesi zor oluyor. Dahası rüzgar buruşuğunu hiç bir ütü açamaz. Evdeki dişi kişi ben bunu ütülemem yettin canıma körolmaysıca diye çemkirdiği için pelerinsiz bela savuşturan olmak daha iyi.
İyisimi binanın köşesine tutunarak tırmanmaktı. Camcı casus ağır çekimde elindeki mavi sıvıyı asortik bir hareketle aşağı atmış, yine ağır çekimle bana dil çıkarmış ve altın kaplamalı dişini göstertmişti. Hava kapalı olduğu için dişi çınnnn diye parlamamıştı. Gitti karizması oh olsun.. Tam yarı yoldayken gözüm saate takıldı. Vakit daralıyordu, hemen işimi bitirmem gerekiyordu çünkü biraz daha geç kalırsam artık çok geç olacak ve yemekhanede bugün çıkan kurufasulyeyi kaçıracaktım. Saatin saniye çubuğunu izlerken acaba Beter Böceğe masalın sonunu anlatmışmıydım yoksa uyuya mı kaldım diye düşünürken titredim ve kendime geldim. Neyseki ceketimi giymiştim ve kimse bana zemheri zürafası diyemeyecekti. Hızla camcı casusun yanına tımandım ve üstünde durduğu salıncağa atladım. ‘’İşin bitti dostum artık kimseye zarar veremeyeceksin alçekkk!!’’ diyerek üstüne atladım. Cebimden çıkardığım nane şekerini de yemeyi akıl ettim neyseki. Panzehir olarak hep nane şekeri kullanırım. Hem kurufasulyeyi soğanla yiyince ağzın kokmuyor azizim. Camcı casus benimle debelenirken salıncağın kenarından düşmek üzereydi. Gerilim artmıştı. İkimizde birbirimize ölümcül darbeler indiriyorduk. Benim atımı yemişti ama ben de boş durmayıp filini piyonla almıştım. Belli ki yeni bir saldırı içindeyken ben de ölümcül çoban matına doğru gidiyordum. Boş anında şah çekip onu köşeye sıkıştırdım ve dünyayı kurtardım. Camcı casus ağlayarak kendini aşağı attı. Ben de mağrur ve dik başlı şekilde dik durarak aşağı düşen camcıya bakıp güzel ve de uzun saçlı kızı kucaklayıp aşağı indirdim. Kız oraya ne ara tırmandı çıktı, ya da hangi süper güçler onu benden daha önce yukarı taşıdı bilmiyorum ama kurtarmadan olmazdı dimi ama.. Şimdi kurtardığım fıstıkla gidip kurufasulye-soğan yiycez.
The Son
Metro- Goldwyn-Mahir



8 kişi okudu cevap verdi..:

Tibetin annesi dedi ki...

Biz de katılsak, kızcağıza seninle ilgili bildiklerimizi anlatsak? yemeğin sonuna kadar kalıp kalmayacağına öyle karar verse? :D

Syrakusa dedi ki...

Ama.. ama... hıck..fırk! :)

karışık_pizza dedi ki...

hayal gücüne hayranım valla.
bu arada camdaki adama hala yaşıyormu?
:))

Syrakusa dedi ki...

Yaşıyor ama kaçtı deyyus :))

Berna dedi ki...

Araya kırk haramilerin karıştığı noktada gülmekten kopmuşum, gerisini nasıl okudum bilemiyorum :))))

Syrakusa dedi ki...

Hakkaten nerden çıktı haramiler yahu :))

Can dedi ki...

Blogunuzu sayfamızda paylaştık, sizi de sayfamıza bekleriz; https://www.facebook.com/tumblogyazarlari

Syrakusa dedi ki...

Değerli Can , benim facebook hesabım yok ama olursa mutlaka uğrarım teşekkürler :)

Yorum Gönder

Sesli Düşün !