Yeni moda ve güvenlik gereği gökdelenlere kartsız giriş yapamazsın.
Nedeni binanın fezaya ve hatta öbür tarafa yakın olmasından kaynaklı olarak kim gitti, kim döndü kontrolü ve gece olunca bekçi masaların altında adam aramasın diye kelle sayımının dijital ortamda yapılacak olmasındandır.
Kartla giriş sadece binaya değil, katlardaki odalara girişin de kaydını tutar. Asansörden kaçıncı katta indin, hangi odaya daldın, koridorun neresinde burnunu karıştırıp yaptığın hapı duvara yapıştırdın falan, herşey kayıtlı. Yakında gaz çıkarınca kaydını tutan kartlar da çıkaracaklarmış. Gökdelenden çıkarken bütün ahali akşam ne yediğini bilecek yakında.
İşte ben böyle bir gökdelene giriş kartımı evde unuttum.
Hal böyle iken güvenlik beni hergün görüp tanımasına rağmen sırf yakışıklılığımı, zerafetimi ve çekiciliğimi çekemiyor diye beni içeri almadı. Önemli bir toplantım var, müdürüm kızar, duygusal sorunlarım var, sen benim kim olduğumu biliyon mu len, dünyanın geleceği bana bağlı gibi mazeretler üretsem de nafile. Herif nuh dedi peygamber demedi.
Yaşlı gözlerle dudak büküp, kartını okutup mutlu mutlu giriş yapanları kaldırımdan izliyordum. İnsanlar kartını okutmadan önce dönüp bana bakıyor ve göz ucuyla kartını gösterip caaayyykk diye okutup kahkahalar atarak giriyorlar ve asansöre binip kapı kapanmadan önce bana dil çıkarıyorlardı. Mutsuzdum, kartsızdım ve dünyanın yokolmasına 1 saat 15 dakika 47 saniye kalmıştı. Derhal içeri girmenin bir yolunu bulmalıydım.
Komser Kolombo pardesüm olsaydı işim kolaydı ama yoktu. Yoldan geçen adamda vardı. Önünü kesip ‘’ulusal güvenlik meselesi pardesüne el koyuyorum’’ dedim ama vermedi pardesüyü. Üstüne bir de benimkini alıp gözümün önünde eskciye onbeş mandala sattı, mandalın birini de burnuma taktı adi herif. Bari pembe renkli mandal takmasaydın! Mandalcı karlı çıktı valla en az kırk mandal ederdi benim mont.
Dımdızlak kalmıştım. Eskiciden parayla geri aldığım montumu giyip seksen yaşlarındaki zavallı teyzenin gözünden güneş gözlüğünü çaktırmadan aldım.Şu yeni moda 17 inç yatay ekran gözlüklerdenmiş benim surata pek uymadı ama olsun. Yakalarımı kaldırıp tekrar içeri daldım.
Güvenlik hakkaten sinirlerimi bozuyor azizim. Herkesin içinde ‘’Syrakusa naaber? nonoş olmuşsun tebrik ederim yengenin haberi varmı’’ diye bağırıp kahkahayı bastı. Aynaya bakmadım ama salça fıçısına düşsen ancak böyle kızarırsın. Kedi Tom bile daha az madara olmuştur. Ulen nerden tanıdı anlamadım, o kadar da tebdili kıyafet yaptım ne göz varmış herifte.
İkinci kez geri püskürtüldükten sonra kapının önünde ellerimi arkamda kavuşturup volta atarak çare aramaya başladım. Dünyanın yokolmasına 38 dakika 99 saniye kalmıştı. Kahraman olma fırsatım bu dandik güvenliğin yüzünden ellerimden kayacak ve ofisteki enn ziptirik iş arkadaşım Kuddusi’nin eline geçecekti.
O anda aklıma müthiş bir plan geldi. Kapıdan giremiyorsam bacadan girecektim ama nasıl girecektim. Bacaya ulaşmak için 16 kat tırmanmam gerekiyordu ve dilenerek aldığım ninja kıyafetlerimi giymemiştim. Hay aksiydi, ben ne yapacaktım şimdiydi derken gözüme takılan şey aklıma dahice ve dünyada benden başka hiç bir kahramanın yapmaya cesaret edemeyeceği birşeydi.

Camları silen görevlilerin bindiği vinçli çarklı düzeneğe binip çalıştığım kata gelince tekmeyle camı kırıp içeri düşecek ve yerde yuvarlandıktan sonra sert bir hareketle asortik bir kalkış yapıp üstümdeki cam kırıklarını temizledikten sonra toplantıya yetişip dünyayı kurtarabilecektim. Derhal planımı uygulamaya koyuldum. Camcıya beni de alması için iki dal sigara ve son oynadığım loto kuponunu rüşvet olarak verip bindim ama camcının oyunu sonradan çıktı. Verdiğim sigaralardan birini yakıp oturdu ve üçüncü kata çıkana kadar bütün camları bana sildirdi. Güzel olmayınca da beni aşağı atmakla tehdit etti. Mecburen bütün camları tükürerek sildim. Gazete kağıdı kalmadığı için de kravatımla kuruladım.Güzel parlattım ama aferin bana.
Üçüncü kata gelmiştim. Artık camcı kimliğimden sıyrılıp kahraman kimliğimi takınıp 17 inçlik gözlüklerin arkasından kısık gözlerle bakıp, cama olanca kuvvetimle tekmeyi bastım ama gökdelen camlarının kırılmaz cam olduğunu unutmuşum.
Kırık bacakla üç kat aşağı düşüp kafamı da kırdıktan sonra gözümü açtığımda başımda ofis arkadaşlarım bekliyordu. Gözümü açar açmaz ziptirik Kuddusi’nin kahraman olduğunu, camcıya verdiğim kuponun altıyı bulduğunu ve gözlüklerini aldığım teyzenin bana dava açtığını öğrendim. Üstelik kartını unutanlar ziyaretçi kartıyla günlük giriş yapabiliyormuş...
Neyse, şu hastaneden bir çıkayım önümüzdeki kahramanlıklara bakıcaz artık.