Pages

29 Haziran 2011 Çarşamba

Beter Böceği Eğitmek

Başlık Er Ryan’ı Kurtarmak gibi oldu. Aslında pek de farklı sayılmaz. Beter Böceğin eğitimi öğretimi için ilk girişimler, ortama saldırılar, şansını denemeler, planlar programlar başladı. İlk saldırı başarısızlıkla sonuçlandı. Etüdlü beslenme okullarına giriş kuralarında hüsrana uğrayarak ‘’sağlık olsun önümüzdeki kuralara bakıcaz’’ deyip gelecek öğretim yılı için antremanlara başladık.
Kura pek eğlenceliydi. Sabah beş buçukta kalkıp traş olup giyindik, bir elde bayraklar, diğer elde kura kağıdımız okulun yolunda onuncu yıl marşını söyleye söyleye vardık. Kura bittiğinde marşın sesi kısılmış halde kura kağıdını yiye yiye eve döndük. İşin ilginci kurada adı okunan çocukların yarısından fazlasının aileleri tenezzül edip de kuraya gelmemişlerdi.
Çıkmadı.
Olsun.

Bir çocuğu eğitmek öğretmek için anne babaların attığı taklaları tecrübe havuzunda biriktirsen cambaz olursun. Kuraydı, sınavdı, giderlerdi, okuduydu, yazdıydı, aşık oldu düştü dizini yardıydı derken çocuk manyak olur, veliler psikopat.

Birçok okul, daha en başta broşürlerine ‘’küçük dağları biz yaratıyoruz, çocuklarınıza boyatıyoruz’’ reklamı verir.Şimdiki ecikli bücüklü, internetten öğrenilmiş bol bıcıklı isimlere sahip eğitim öğretim sisteminde çocuklara okuma yazma değil uzayda hayatta kalmayı öğretiyorlar sanırsın.

‘’Dobrovskius metomorfozus yöntemi ile çocuklarınız bir ayda okur, iki ayda yazar, üç ayda seyyah beş ayda alim olur şerefsiziz’’

‘’Okulumuzda en son model üç boyutlu şirinokiksel pisuvare eğitimi uygulanmaktadır. Henüz bu eğitimi veren öğretmeni bulamadık ama isim güzel dimi lan veliler’’

‘’Bizim okul, çocukların alter egolarından arınmış ve hibrito psikomotör becerilerin (makasla kağıt kesme, kayyu denen uyuz keltoşun resmini boyama) Non stop uygulaması ile elde edilen anti şizometopsişik gelişimi ile ünlüdür.’’

‘’ Okulmuz aşırı ultra hiper steril ortamda hizmet vermektedir. Şirin çocuklarınız dış dünyaya çıktıklarında tozdan bile grip olur. O derece temiziz yani’’

Geçen gün Beter Böcek bisiklete binerken çocuklardan birinin annesi muz uzattı. Yemekten önce yemesin desem de muzun kalorisinden şeker düzeyine kadar bir ton gereksiz bilgiyi ezbere suratıma tükürdükten sonra BB’ye muzu zorla yedirdi. Nette okumuşmuş, muz acıkmayı çabuklaştırıyormuş, muz yiyen maymun olurmuş ağaca hızlı tırmanırmış, muzu ye bağını sormaymış, muzun içinde beyni destekleyip çocukları aynştayn yapan maddeler varmış. (çevreme baktığımda muzu ısırıklayan çocukların hepsinin tipinin aynştayna benzediğini gördüm zaten hak verdim elbette. Hepsi zehir zemberek çocuklar. Muz yiyip sustalı maymuna dönmelerine ramak kalmış.)
BB muzu yedi, muzcu park annesi son lokma kursaktan ( kursak değil trake trakeee!!  recaa ederim yaneee) geçene kadar başımızda bekleyip ojeli Hitler kıvamında oturduğu bank'a geri döndü ve yanındakine on günde ikiyüz gram verdiren sanal sorround diyetten bahsetmeye devam etti.  Parktan ayrıldık. Artık o parka gitmiyoruz mazallah muzcu anne ya oradaysa? Ya kilo alıp hıncını çocuklara muz bombardımanı yaparak çıkarmaya çalışırsa??

Bir okul bulduk neyseki.. Sadece okuma yazma öğretip, açık havada pek de steril olayan bir ortamda oynamalarına izin veriyor. Sadece wc leri kontrol ettim temiz. Bu bana yeter. Muzumun sonu geldi. Yazının da öyle. Muzdan imal potasyum kafa Syrakusa ofisten bildirdi.

21 Haziran 2011 Salı

Kingdom Hospital



 Hastaneye düşmeye gör. Adamın hastalığını unutturup içine tabut korkusu yerleştiriyorlar. Sağlam giren arızalı çıkar.

Doktor, ‘’sol dizinizde ganglion var’’ dediğinde aklıma samanyolunun dışındaki bir galaksiden dünyaya göktaşı düşmüş de gelmiş dizime çarpmış gibi bir hisse kapıldım. Adam anlatırken ben aval aval suratına bakıyordum ama aklım başımda değildi.
Ganglion... Andormeda’nın gelini, halley kuyruklu yıldızının beşinci göbekten yeğeni, samanyolunun komşusu ve planet earth’ün ikiyüzelli ışıkyılı uzaktan kaynanası sanki isme bak!
‘’Peki örümcek adam gibi değişim geçirecekmiyim doktor? Hani Peter Parker’ı da örümcek ısırmıştı da herif dümdüz tırmanıp ağ atıyordu ya, ben de uzaylıya mı dönüşücem?’’ diye sorduğumda doktor bana uzaylı görmüş gibi bakıp reçeteye deli ilacı da ekleyip ‘’hayır bu sadece bir kist, bünye yapmaz ama neden oluştuğu bilinmiyor. Menisküs bölgesinde de sıvı birikmiş basınç yapıyor bu da sizi öküz gibi böğürtüyor deyince rahat bir nefes aldım. Uzaylıya dönüşmeyecektim ama ağrı yüzünden hakikaten böğüren öküze dönüşebilirdim.
Dinlen ve hareket etme, bol abur cubur, üç film birden kuşağı ve aylaklık sayesinde dört günde bişeyin kalmaz ayı gibisin maşallah deyip reçeteyi, MR film cd mi elime verip beni yolladı. MR cd mi izlemeye çalştım ama filmi siyah beyaz çekmişler pek bişey anlamadım. Çok tıbbi bir filmdi.
Tam hastaneden seke seke çıkarken telefon geldi. Dişi kişi buyurdu : ‘’Gitmişken kan, idrar, beyin , zeka , iç organ testlerini de yaptır öyle gel !’’
Düşündüm de, dişi kişi haklıydı. Onsekiz yılda bir hastaneye giden ben hazır gelmişken bir taramadan geçsem iyi olurdu. Böylece ak kedi kara kedi önüme düşer, ben de Emir Kusturicayı hatırlamış olurdum. Doğruca iç hastalıkları ve delileri iyi etme merkezinden muayene talep edip ne kadar tahlil varsa istedim. Ciğerler, iç organlar, kandaki nutella seviyesi , süper güçlerimin doluluk oranı falan.. Ama  doktorun bana kurduğu tuzağın farkında değildim.
Labaratuara indiğimde, frankenstein’ın karısı olduğuna yemin edebileceğim bir hemşire önce beni filistin askısına aldı, ardından kolumu zincirleyip üç tüp kan aldı. Kolumu da testereyle kesti manyak kadın. Hadi kesmeye kestin bari önce steril pamukla silsene! Neyseki sağ ayağım serbestti ve ağrımıyordu. Koyun gibi boşluğu tekmeleyip böğürebildim. İki hastabakıcı da her böğürdüğümde ‘’bağırma len deyyus sirikuzu’’ deyip bana gözdağı verdiler. O sırada kan alma odasının önünden geçen bir çocuk da elindeki lolipopu burnuma soktu. Hastabakıcılardan bir tanesi bir önceki akşam mantı yemişti ve ağzının kenarında kamur kalıntısı vardı. Sarımsağı da çok koymuşlar belliydi. Hıh ben bile daha güzel yaparım mantıyı. Hem mantı öylemi olur? hazır mantıyı babam da yapar. Oklavayla orta karar açtığın hamura kendi iç malzemeni koyacaksın, ardından papyon bağlar gibi çabucak sıkacaksın mantıyı. Sarımsağı da bir buçuk dişten fazla koymayın yoğurda. Homojen yoğurtla yapılan mantı güzel olmaz bilginize..

Kan verdikten sonra sıra idrara geldi. Elime iki tane sekiz litrelik şaşal şişesi tutuşturup beni tuvalete yolladılar. Frankenstein’ın karısı da arkamdan bağırdı. ‘’Hepsi dolacak tek damla eksik olsun karışmam!!’’

Yahu sekiz sene su içip işemesem o şişeler dolmaz. Ama kadının korkusundan öyle bir yaptım ki üçüncü şişeyi zor yetiştirdiler. Çıktığımda mağrur ve dik başlı şekilde hafiften sırıtarak üç şişeyi de uzatıp ‘’naaaberrr cadıııı’’ dedim. Cadı da gülümseyerek ‘’ şaka yapmıştım yahu yarım şişe yeterdi’’ dedi ve cadı kahkası atarak idrarımı laboratuara götürdü.

Sıra ultrasona gelmişti. Ultrason doktorunu gördüğümde bütün iç organlarımın donduğunu hissettim. Gulyabani ile Alien karışımı bişeydi doktor. Ben vazgeçtim, bişeyim yok benim desem de aikido bildiği için beni kendi enerjimle sedyeye yıkıp, ucundan elektirkli kıvılcımlar çıkan ultrason cihazını jel sürmeden orama burama sürtmeye başladı. Ben gıdıklanıp hareket edince de beni yattığım yerde yakalarımdan tutup ‘’bir daha hareket edersen dalağınla böbreğin yer değiştirir ona göre’’ diye tehdit edip beni alnımdan öptü. Bir insan ancak ölünce bu kadar hareketsiz durur. Bir yandan bana süreceği jel şişesini kafasına dikip jeli içiyor, elinin tersiyle ağzını siliyor, bir yandan da benimle konuşuyordu. ‘’Böbrekler hafif kumlu, dalak temiz, karaciğer tam kızartmalık olmuş akaşam rakıyla iyi gider, bağırsaklar gazlı ne yedin akşam itiraf et’’ diyerek ultrasonu sonlandırdı. Şişenin dibindeki son yudum jeli de içtikten sonra ‘’bişeyin yok giyin ve prostatını kontrol etmeden kaç kurtar kendini diyerek karanlık bir kahkaha savurdu. Giyinmeden fırladım odadan. Gidip kendime kuytu bir köşe bulup saklandım ve üstümü başımı topladım. Laboratuarcı cadı hemşire de iki eline doberman alıp sonuçlarımı vermek için beni arıyordu. Neyseki bulamadı.

Akciğer filmimi çektirmek için röntgen odasına yollandım. Röntgenci doktor en koktuğum kısımdı. Adı üstünde röntgenciydi. Ya ben film çektirirken o ciğer filmlerimi you tube’a koyarsa diye korktum ama beklenen olmadı. Nazikçe ‘’röntgeniniz bir saat sonra hazır ‘’ deyince gözyaşları içinde ayaklarına kapanıp ağladım boşaldım rahatladım biraz. Röntgenci bu cehennem deliğinde temiz kalmış tek kişiydi.

Bütün sonuçları elime alıp kurşun geçirmez yelek giyerek doktorun odasında aldım soluğu. Elimde tuttuğum tırmığı da sallayarak ‘’sadece özet istiyorum. Bana on adımdan fazla yaklaşırsan bunu kullanırım’’ diye sert çıktım.

Doktor hepsini dikkatle incelerken ben de karşısında ayakta durup elimdeki tırmıkla samuray kılıcı hareketleri yaparak tedbiri elden bırakmıyordum. Boşluğa karşı hayt huyt yaparken köşedeki saksıyı devirdim ama doktor ses etmedi.  İnceleme bittikten sonra doktor bütün sonuçları zarfa koydu, gözlüğünü çıkarıp gözlerini ovuşturarak yanıma geldi ve omuzlarımdan tutup ‘’sapasağlasın bişeyin yok’’ dedi. Ben dolan gözlerimi silmeye hazırlanırken doktor birden kurtadama dönüştü ve ‘’ulan madem sağlamsın burda ne işin var zındık ‘’ diyerek elimdeki tırmığı kapıp beni hastane dışına kadar kovaladı. Hastabakıcılar da zombiye dönüşüp tahlil sonuçlarımı yiyerek topallaya topallaya peşime düştüler. Zor kurtardım canımı. Değil ganglion üstüme gökdelen düşse bir daha hasteneye gitmem ulen!

13 Haziran 2011 Pazartesi

Ganglion

Sol diz hasarlı. Hastaneye gittim dönücem.

6 Haziran 2011 Pazartesi

46 İnç 3D Sapık var.

Bilen bilir teknolociye merakım üst düzeyde. Hatta ev yapımı teknlocilerle gündelik hayatımı kolaylaştırıcam diye binayı havaya uçurma riskiyle yaşıyorum. Hatta bütün bina böyle yaşıyor. Merdivende beni gören ikaz, tehdit,rica, aba altından uzaktan kumanda gösterme , ne varsa ortaya koyuyor.  ‘’aman hocam çoluk çocuk... bak hapislerde sürünürsün... biz papua yeni gineliyek hele bi uçur sana gün yüzü yok aga’’  

Demirden korksam trene binmezdim. Hoş yıllar var ki trene bindiğim de yok. En son Beter böcekle banliyö trenine bindim ama o sayılmaz. Şöyle 36 saat doğu ekspresiyle Bağdat Hırsızı’nın mezarını ziyaret edip dönmeden yapılan yolculuğa tren yolculuğu denmez.

Bu sıralar evi tadilata koymanın hesapları peşindeyim. Evin mutfağını banyosunu yani lüzumsuz olan herşeyi evdeki dişi bilirkişiye bırakıp elektronikten sorumlu ev bakanı olarak kendimi atadım. ‘’Televizyona uyduya ıvır zıvıra ( ba ba ba! Teknolociye ıvır zıvır haa.. zındık!) o kadar para verilirmi körolmayasıca!’’ tehditlerini de başarılı şekilde bertaraf ediyorum. Kulak çubuklarını taktım mı tamam. Ama ilk iş salonun camlarını değiştirmek olacak zira kırılmaz cam şart. Salonu da ses izolasyonuyla döşeyip, sekiz harf- dokuz rakamdan oluşan bir şifre kombinasyonuyla açılan, altı santimlik tank zırhından yapılmış ve dört doberman tarafından vardiyalı olarak korunan ( köpeklerin yemeği sigortası mevcut sağlık sigortası yaptırmadım ama onuda yapıcam yakında) kapıyı da taktırıp kalan ömrümü salonda geçirmeye karar verdim. Kapının alt kısmına kedi girişi yaptırıcam tepsiyle yemeğimi verseler yeter.

Günlerdir sabahlara kadar internette model bakıyorum. Hepsinin teknik spesifikasyonlarını (bunu yazmam 46 saniye sürdü) ezberledim. Bana tv’nin resmini göster sana spesifikasyonlarını (bunu copy-paste yaptım uğraşamam bir daha) söyleyeyim. Sabahları gazete alırken içinde teknoloci market broşürü olmayan gazeteyi almıyorum. İşyerini civarındaki tüm marketlerde resmim asılı. İçeri sokulmayacaklar listesindeyim. Neyseki holivuttan makyaj uzmanı getirttim de beni tanınmayacak hale getiriyor öyle giriyorum içeri. Ama herif geçen gün olayı abarttı, teknoloci markette uzaylı var diye çığlık çığlığa koşanların arasından zor sıyrıldım. Levyeyle sopayla kovaladılar billa. Neyse ki köyde değiliz köylüler uzaylı yakalayınca daha bir fena davranıyorlar GORA filminden biliyorum.

Tadilat sonrası evi uzay üssüne çevirmekle iş bitmez. Asıl olay baba koltuğunda. Beter böcekle yanyana oturup kucağımıza büyük boy patlamış mısır alıp geğire geğire film izleme planlarım bu yönde. Masaj yapacak, boynumu çıtlatacak, detaylı kan analizi, böbrek süzüm ölçümü, ciğer yıkayıcı özeliği olan, ayak tabanlarına tuz basıp keçiye yalatacak otomatik koltuk alıcam. Son özelliği kendim için değil izinsiz koltuğuma oturanlar için istiyorum yanlış olmasın.

A ha! Yeni bir model 3D led ekranlı TV çıkmış, dahili uydu alıcısı da var. Mail geldi. Hmmm... Hmmmm... bak yemek  de yapıyormuş bu. İyi iyi..